KUŞBA E.
Çerkes Tarihini Araştırma Enstitüsü Vakfı tarafından düzenlenen konferansta konuşan araştırmacı yazar Erdoğan Aydın, Çerkes Ethem’in Milli Mücadele’deki rolünün resmî tarih anlatısında küçümsendiğini ve tasfiye sürecinin yalnızca askerî gerekçelerle açıklanamayacağını savundu. Aydın, Ethem Bey’in Yunan işgaline ve iç isyanlara karşı verdiği mücadeleye dikkat çekerek, onun tasfiyesinin Ankara’daki askerî ve siyasi gücün tek merkezde toplanmasıyla, Meclis içindeki farklı siyasal eğilimlerin etkisizleştirilmesiyle ve Türkiye’nin çoğulcu bir toplum olma ihtimalinin zayıflamasıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
27 Eylül 2026 tarihinde Çerkes Tarihini Araştırma Enstitüsü Vakfı’nın (ÇER-TAV) düzenlediği ve Maksime Cafe’de gerçekleştirilen konferansta araştırmacı yazar Erdoğan Aydın, Milli Mücadele’nin tartışmalı isimlerinden Çerkes Ethem’in tarihsel rolünü ve tasfiye sürecini ele aldı. Aydın, konuşmasında Ethem Bey’in yalnızca askerî faaliyetleriyle değil, Milli Mücadele’nin siyasal dengeleri üzerindeki etkisiyle de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Resmî tarih anlatısının Ethem Bey’i çoğunlukla “hain” ve “isyancı” sıfatlarıyla anmasının, dönemin askerî ve siyasi koşullarını bütünlüklü biçimde anlamayı güçleştirdiğini savundu.
Aydın’a göre Çerkes Ethem’in Milli Mücadele’nin ilk yıllarında üstlendiği rol, Ankara’daki yönetimin karşı karşıya kaldığı askerî tehlikeler ve iç isyanlar dikkate alınmadan anlaşılamaz. Ethem Bey’in tasfiyesi de yalnızca düzenli orduya geçiş sürecinde yaşanan bir komuta anlaşmazlığı olarak görülemez. Aydın, bu sürecin aynı zamanda Ankara’da siyasi karar alma gücünün merkezileşmesi, Meclis içindeki dengelerin değişmesi ve farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde var olabilme ihtimalinin daralması bakımından önemli sonuçlar doğurduğunu ileri sürdü.
“Resmî tarih, Milli Mücadele’nin nasıl kazanıldığını anlamayı zorlaştırıyor”
Konuşmasına Türkiye’de tarih bilinci, demokrasi ve kimlik hakları arasındaki ilişkiye değinerek başlayan Aydın, Milli Mücadele’ye ilişkin yaygın tarih anlatısının toplumun geçmişi değerlendirme biçimini doğrudan etkilediğini söyledi. Ona göre özellikle kimlikleri nedeniyle dışlanmış veya asimilasyona uğramış topluluklar açısından resmî tarih anlatısının sorgulanması ayrı bir önem taşıyor.
Aydın, Çerkes Ethem’in “hain” olarak tanımlanmasının yalnızca bir tarihsel kişiliğe ilişkin değerlendirme olmadığını, bu sıfatın Çerkes kimliğiyle de ilişkilendirilebildiğini savundu. Böyle bir anlatının, Çerkeslerin kendi tarihleriyle yüzleşmelerini ve kimlik haklarını savunmalarını güçleştirdiğini belirtti.
Aydın’ın değerlendirmesine göre Ethem Bey’in tarihsel rolünün yeniden ele alınması, yalnızca geçmişte yaşanan bir anlaşmazlığın farklı yorumlanması anlamına gelmiyor. Bu tartışma aynı zamanda Milli Mücadele’nin hangi toplumsal güçlerin katkısıyla yürütüldüğü, Ankara’da Meclis’in hangi koşullarda ayakta kaldığı ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde hangi siyasal seçeneklerin etkisizleştirildiği sorularını da gündeme getiriyor.
Aydın, Milli Mücadele’nin başlangıcında farklı toplumsal kesimleri ve siyasi eğilimleri bir araya getiren bir hareketin zaman içinde daha dar bir kimlik ve siyaset anlayışına yöneldiğini ifade etti. Ona göre Ethem Bey’in tasfiyesi, bu dönüşümün anlaşılması bakımından kritik bir örnek oluşturuyor.
Yunan işgali ve iç isyanlar karşısında Ethem Bey’in rolü
Aydın, Çerkes Ethem’in askerî önemini anlatırken Milli Mücadele’nin ilk döneminde Ankara yönetiminin karşılaştığı güçlükler üzerinde durdu. Anadolu’nun farklı bölgelerinde iç isyanların yaşandığı, düzenli birliklerin kimi cephelerde başarısızlıklarla karşılaştığı ve Yunan ordusunun ilerleyişinin ciddi bir tehdit oluşturduğu bu dönemde, Ethem Bey’in emrindeki Kuvayı Seyyare birliklerinin önemli görevler üstlendiğini belirtti.
Konuşmada özellikle Anzavur Ahmet’in öncülük ettiği hareketle mücadele, Ankara yönetiminin Ethem Bey’den yardım istediği gelişmeler ve Yunan ordusunun ilerleyişini durdurmaya yönelik askerî faaliyetler öne çıktı. Aydın, bu örneklerin Ethem Bey’in yalnızca kendi birliklerinin başında bulunan yerel bir güç olarak değerlendirilemeyeceğini gösterdiğini savundu.
Aydın’ın aktardığı telgraf ve yazışmalara göre, Milli Mücadele’nin ilk döneminde Ankara yönetimi bazı bölgelerde ağır askerî kayıplar ve örgütlenme sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştı. Düzenli birliklerin dağıldığı veya direniş gösteremediği durumlarda Ethem Bey’den yardım istendiğini belirten Aydın, bu yazışmaların dönemin resmî tarih anlatılarında yeterince öne çıkarılmadığını söyledi.
Aydın, Ethem Bey’in kendisinden yardım istendiğinde farklı cephelere giderek mücadeleye katıldığına, başarılarının ardından ise kalıcı bir komuta makamı veya özel bir rütbe talep etmeden kendi birliklerinin yanına döndüğüne dikkat çekti. Bu tablonun, Ethem Bey’in Milli Mücadele’nin askerî kapasitesine yaptığı katkının ve Ankara yönetimiyle kurduğu ilişkinin anlaşılması bakımından önemli olduğunu söyledi.
Konuşmada, Ethem Bey’in Anzavur hareketine karşı elde ettiği başarıların yanı sıra Yozgat isyanının bastırılması ve Yunan ordusunun ilerleyişine karşı yürütülen mücadele de ele alındı. Aydın, bu gelişmelerin Ethem Bey’in askerî rolünü ortaya koyduğunu savunarak, sonraki yıllarda onun hakkında yerleşen “hain” anlatısının bu dönemin koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Demirci’deki mücadele ve Ankara’nın askerî dengeleri
Aydın’ın konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri, Yunan ordusunun ilerleyişine karşı yürütülen ve Demirci çevresindeki çatışmalarla ilişkilendirdiği askerî faaliyetlerdi. Aydın, Ethem Bey’in bu süreçte yalnızca sahada savaşan bir komutan olarak değil, askerî planlamaya katkı sunan bir aktör olarak da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Aydın’ın anlatımına göre, Yunan ordusunun ilerleyişi karşısında Ankara yönetimi ciddi bir baskı altındaydı. Bazı düzenli birliklerin başarısızlıkları ve cephelerde yaşanan çözülmeler, Ethem Bey’in emrindeki kuvvetlerin önemini artırmıştı. Aydın, Ethem Bey’in Demirci çevresindeki mücadelede üstlendiği rolün ardından Mustafa Kemal’in de onun birliklerinin katkısını kabul eden açıklamalarda bulunduğunu belirtti.
Bu örneği, Ethem Bey’in askerî kapasitesine ilişkin küçümseyici değerlendirmelerle karşılaştıran Aydın, onun sınırlı sayıda kişiyi yönetebildiği yönündeki iddiaların sahadaki rolünü açıklamakta yetersiz kaldığını savundu. Ona göre Ethem Bey’in önemi yalnızca emrindeki kuvvetlerin sayısıyla ölçülemezdi; kritik anlarda farklı bölgelerdeki askerî sorunlara müdahale edebilmesi ve sonuç alabilmesi de dikkate alınmalıydı.
Aydın, bu başarıların ardından Ethem Bey’in ödüllendirilmesi veya askerî deneyiminden yararlanılması beklenirken, Ankara yönetiminin farklı bir siyasal ve askerî tercihe yöneldiğini belirtti. Bu noktadan itibaren tartışmanın, askerî örgütlenmenin nasıl yapılacağı meselesinden çıkarak komuta ve siyasi otoritenin kimde toplanacağı sorununa dönüştüğünü savundu.
Düzenli orduya geçiş mi, siyasi gücü merkezileştirme mi?
Çerkes Ethem’in tasfiyesine ilişkin resmî anlatıda öne çıkan temel gerekçelerden biri, Kuvayı Seyyare’nin düzenli ordunun emir ve komuta yapısına girmeyi kabul etmemesi olarak biliniyor. Aydın ise bu açıklamanın yaşanan süreci bütünüyle anlamak için yeterli olmadığını belirtti.
Aydın’a göre Milli Mücadele sırasında düzenli birliklerin yanında, farklı ihtiyaçlara göre hareket eden ve belirli görevleri üstlenen düzensiz kuvvetlerin de önemli bir işlevi vardı. Kuvayı Seyyare’nin faaliyetlerini bu çerçevede değerlendiren Aydın, Ethem Bey’in birliklerinin her durumda düzenli ordunun yerine geçmeye çalışmadığını, ihtiyaç duyulan zamanlarda askerî mücadeleye katkı sunduğunu ifade etti.
Aydın, düzenli ordu kurulmasının başlı başına bir gereklilik olarak sunulmasının, Ethem Bey’in tasfiyesini kaçınılmaz kıldığı yönündeki düşünceyi sorguladı; asıl meselenin, düzenli orduya geçişin nasıl gerçekleştirileceği ve bu süreçte farklı askerî güçlerle siyasi eğilimlerin nasıl bir ilişki içinde bulunacağı olduğu tespitini yaptı.
Konuşmasında Ankara’daki yönetimin giderek daha merkezi bir komuta yapısı oluşturmak istediğini ileri süren Aydın, Ethem Bey’in askerî başarısının yanı sıra Meclis ve kamuoyu nezdindeki etkisinin de bu süreçte belirleyici olduğunu söyledi. Aydın’a göre Ethem Bey, Mustafa Kemal’in liderliğini dengeleyebilecek ölçüde popülerliğe sahipti. Bu durum, Meclis’teki farklı eğilimlerin varlığını sürdürmesi açısından da önemli bir unsur oluşturuyordu.
Aydın, Ethem Bey’in tasfiyesini bu nedenle yalnızca iki komutan arasındaki anlaşmazlık olarak görmediğini belirterek, gelişmelerin Ankara’da siyasi gücün tek merkezde toplanmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Nutuk ve resmî tarih anlatısına eleştiri
Konferansın önemli bölümlerinden biri, Mustafa Kemal’in 1927’de yayımlanan Nutuk’ta Çerkes Ethem’i nasıl ele aldığına ilişkin değerlendirmelere ayrıldı. Aydın, Nutuk’un yalnızca geçmişte yaşananları aktaran bir metin olmadığını, sonraki dönemlerde Milli Mücadele tarihinin nasıl anlatılacağını da etkileyen temel bir çerçeve oluşturduğunu söyledi.
Aydın’a göre Nutuk’ta Ethem Bey’in tasfiyesine ilişkin anlatı, onun Milli Mücadele’nin ilk dönemindeki askerî katkılarını ve Ankara yönetiminin kendisinden yardım istediği süreçleri yeterince yansıtmıyor. Ethem Bey’in daha çok isyan ve ihanet kavramları üzerinden anlatılmasının, dönemin farklı aşamalarını ve güç dengelerini görünmez kıldığını belirtti.
Aydın, konuşmasında çeşitli telgraf ve yazışmalara atıfta bulunarak, Ethem Bey’in geçmişte Ankara yönetimi tarafından önemli görevler üstlenmek üzere çağrıldığını ve askerî başarıları nedeniyle takdir edildiğini öne sürdü. Ona göre bu belgeler, Ethem Bey’in sonradan çizilen portresiyle önceki dönemde kendisine gösterilen yaklaşım arasında bir karşılaştırma yapılmasına imkân veriyor.
Aydın, tarihsel kişiliklerin yalnızca sonraki dönemde haklarında oluşturulan resmî anlatılar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Bunun yerine, olayların yaşandığı dönemin koşullarının, yazışmaların, askerî gelişmelerin ve siyasi ilişkilerin birlikte ele alınmasını önerdi.
Bu çerçevede Nutuk’u eleştiren Aydın, resmî tarih anlatısının yalnızca Ethem Bey’in rolünü değil, Milli Mücadele’deki farklı siyasi eğilimleri ve toplumsal güçleri de değerlendirme biçimini etkilediğini ileri sürdü.
Meclis heyeti ve uzlaşma girişiminin sonuçsuz kalması
Aydın, tasfiye sürecinin gelişimini anlatırken Ethem Bey ile Ankara yönetimi arasında yaşanan görüş ayrılıklarını ve uzlaşma girişimlerini de ele aldı. Konuşmasında, Meclis tarafından gönderilen bir heyetin Ethem Bey ve çevresiyle görüştüğünü, görüşmeler sırasında meselenin çözülebileceğine ilişkin bir izlenim oluştuğunu belirtti.
Aydın’ın aktardığına göre heyet, görüşmelerin ardından Ethem Bey ve kardeşleriyle yapılan konuşmalarda Meclis kararlarına uyulması konusunda bir anlaşmazlık bulunmadığını bildirdi. Ancak Aydın, bu değerlendirmeye rağmen sürecin uzlaşmayla sonuçlanmadığını ve askerî müdahale seçeneğinin öne çıktığını savundu.
Aydın’a göre bu aşamada karar alma sürecinin Meclis ve hükümet üzerinden yürütülmesi yerine, dar bir komuta ve siyasi çevrenin belirleyici olduğu bir yol izlendi. Konuşmacı, ilgili yazışmalardan hareketle askerî müdahale kararının Meclis’e yeterince bilgi verilmeden alınmış olduğunu ileri sürdü.
Aydın, bu gelişmeleri Meclis’in karar alma yetkisi ile Ankara’daki yönetici kadronun merkezileşme eğilimi arasındaki gerilimin bir göstergesi olarak yorumladı. Ona göre Ethem Bey meselesi, aynı zamanda Milli Mücadele’nin siyasal kararlarının hangi usullerle alınacağı ve Meclis’in bu süreçte ne ölçüde belirleyici olacağı sorusuyla da ilgiliydi.
Aydın’ın anlatımında, kuzeyden ve güneyden gelen askerî baskı karşısında Ethem Bey’in kendisini hem Yunan kuvvetleriyle mücadele ederken hem de daha önce birlikte hareket ettiği Ankara güçlerinin saldırısıyla karşı karşıya bulduğu vurgulandı. Aydın, bu koşulların Ethem Bey’in kararlarını ve sonunda Yunan işgali altındaki bölgeye geçişini anlamak bakımından dikkate alınması gerektiğini savundu.
Bu değerlendirmeyle Aydın, Ethem Bey’in Yunan tarafına geçmesini tek başına ele alarak bütün önceki süreci “ihanet” kavramına indirgemeye karşı çıktı. Ona göre söz konusu geçiş, öncesinde yaşanan siyasi ve askerî gelişmelerden bağımsız biçimde değerlendirilemez.
Ethem Bey’in tasfiyesi ve sol hareketin etkisizleştirilmesi
Aydın’ın konuşmasında Çerkes Ethem’in tasfiyesi, dönemin sol hareketlerine yönelik baskılarla da ilişkilendirildi. Ethem Bey’in zaman içinde sola yakınlaşan tutumuna, Yeni Dünya gazetesiyle ilişkisine ve emekçiler arasında siyaset yapma düşüncesine dikkat çeken Aydın, bu yönelimin dönemin siyasi dengeleri bakımından önemli olduğunu söyledi.
Aydın’a göre Milli Mücadele döneminde Ankara’da ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde farklı sol örgütlenmeler ve siyasi girişimler bulunuyordu. Sovyetler Birliği’yle kurulan ilişkiler ve alınan destekler de bu dönemin siyasi tablosunun bir parçasıydı. Ancak Aydın, Ankara yönetiminin bu ilişkileri daha çok zorunlu koşulların gereği olarak değerlendirdiğini ve ülke içinde farklı bir siyasi çizginin güçlenmesine sıcak bakmadığını ileri sürdü.
Konuşmacı, Ethem Bey’in askerî gücünün ve toplumsal etkisinin, yalnızca cephede değil, Meclis’teki ve toplumdaki farklı eğilimlerin kendilerini ifade edebilmeleri açısından da bir denge unsuru oluşturduğunu savundu. Ethem Bey’in tasfiyesinin ardından bu dengeyi koruyabilecek önemli bir aktörün ortadan kalktığını ileri süren Aydın, aynı dönemde sol örgütlenmelerin ve yayın faaliyetlerinin de baskı altına alındığını belirtti.
Aydın, bu gelişmeler arasında Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmesini, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası çevresinde yaşanan baskıları ve Yeni Dünya gazetesinin faaliyetlerinin sona erdirilmesini de andı. Bu olayları, Milli Mücadele’nin ardından kurulacak siyasi düzenin sınırlarının belirlenmesiyle bağlantılı bir süreç olarak değerlendirdi.
Aydın’a göre Ethem Bey’in tasfiyesi ile sol hareketlerin etkisizleştirilmesi, birbirinden bağımsız gelişmeler olarak görülmemeli. Her iki süreç de Ankara’daki siyasi gücün merkezileşmesi ve farklı siyasi seçeneklerin daraltılması bağlamında ele alınmalı.
Çerkes kimliği, çoğulculuk ve Cumhuriyet’in kuruluşu
Konuşmasının son bölümünde Ethem Bey’in tarihsel rolünü Çerkes kimliği ve Türkiye’deki kimlik hakları tartışmasıyla ilişkilendiren Aydın, Çerkes Ethem’in “hain” olarak anılmasının Çerkes toplumu üzerinde de etkiler oluşturduğunu savundu.
Aydın, Çerkes toplumunun tarihsel hafızasında Ethem Bey’e ilişkin farklı değerlendirmeler bulunduğunu kabul ederek, onun geçmişteki bütün faaliyetlerinin olumlu görülmesi gerektiğini söylemedi. Konuşmasında Ethem Bey’in erken döneminde İttihatçı çevrelerle ilişkisine ve Çerkesler arasında şiddete yol açan olaylardaki rolüne de değindi. Bu yönlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.
Bununla birlikte Aydın, Ethem Bey’in sonraki dönemde üstlendiği rolün ve tasfiye sürecinin Türkiye’nin siyasi geleceği bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Ona göre mesele, bir tarihsel kişiliğin tümüyle kahraman ya da tümüyle hain ilan edilmesinden çok, o kişinin içinde bulunduğu dönemde hangi işlevleri üstlendiğini ve tasfiyesinin ne tür sonuçlar doğurduğunu anlamaktı.
Aydın, Ethem Bey’in tasfiyesinin ardından Türkiye’nin çoğulcu bir siyasal yapıya yönelme ihtimalinin zayıfladığını savundu. Çerkeslerin yanı sıra Kürtler, Aleviler ve diğer kimliklerin de kendi kimlikleriyle eşit haklara sahip olabilme meselesini gündeme getiren Aydın, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde farklı kimliklerin kamusal alanda var olabilmesinin giderek sınırlandığını ileri sürdü.
Ona göre Milli Mücadele’nin başlangıcındaki farklı toplumsal ve siyasal unsurları bir araya getiren yapı, sonraki süreçte daha tekçi bir anlayışa yöneldi. Aydın, bu dönüşümün yalnızca kimlikler açısından değil, demokratik temsil, emek mücadelesi ve siyasi çoğulculuk bakımından da önemli sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Aydın, Çerkes Ethem’in tarihsel rolünü yeniden tartışmanın Çerkes toplumunun geçmişiyle ilişkisi açısından önemli olduğunu, ancak konunun yalnızca Çerkeslerin tarihine indirgenemeyeceğini söyledi. Ona göre bu tartışma, Türkiye’nin geçmişini daha kapsamlı biçimde anlamak ve gelecekte farklı kimliklerin eşit haklarla yaşayabileceği demokratik bir toplumun imkânlarını değerlendirmek açısından da önem taşıyor.
“Geçmişi yeniden değerlendirmek, bugünü anlamanın da bir yolu”
Konferans boyunca Çerkes Ethem’in askerî faaliyetleri, Ankara yönetimiyle ilişkileri, tasfiye süreci ve bu gelişmelerin sonraki siyasi yapı üzerindeki etkileri üzerinde duran Erdoğan Aydın, tarihsel olayların yerleşik anlatıların dışında kalan yönlerinin de araştırılması gerektiğini vurguladı.
Aydın’ın temel tezi, Çerkes Ethem’in Milli Mücadele’nin ilk yıllarındaki rolünün ve tasfiyesinin yalnızca düzenli orduya geçiş tartışmasıyla açıklanamayacağı yönündeydi. Konuşmacı, Ethem Bey’in Yunan işgaline ve iç isyanlara karşı yürütülen mücadelede üstlendiği görevlerin, Ankara yönetiminin kendisinden yardım istediği dönemlerin ve tasfiye sürecinde yaşanan siyasi gelişmelerin birlikte değerlendirilmesini istedi.
Aydın’a göre Ethem Bey’in tasfiyesi, Milli Mücadele’nin başlangıcında var olan farklı güç ve eğilimlerin zaman içinde nasıl etkisizleştirildiğini anlamak için önemli bir örnek oluşturuyor. Bu sürecin, Meclis’in konumu, siyasi gücün merkezileşmesi, sol hareketlerin tasfiyesi ve kimliklerin kamusal alandaki yeri bakımından sonuçları bulunduğunu savunan Aydın, tarihsel tartışmanın bugünün demokrasi ve eşit yurttaşlık meseleleriyle de bağlantılı olduğunu ifade etti.
Konferansın genel çerçevesinde Aydın, Çerkes Ethem’in tarihsel mirasının tek bir sıfatla açıklanamayacağını; dönemin belgeleri, askerî gelişmeleri ve siyasi dengeleri ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Konuşmacının yaklaşımına göre bu değerlendirme, yalnızca geçmişte yaşanan bir çatışmayı anlamak için değil, Türkiye’nin çoğulcu ve demokratik bir toplum olma imkânlarını tartışmak için de önem taşıyor.
Erdoğan Aydın’ın konuşmasını tamamlamasından sonra dinleyici sorularına geçildi. Soruların cevaplanmasından sonra oluşan sohbet ortamıyla konferans sona erdi.
