Sefer E. BERZEG
Kafkasya’nın Rus Çarlığı tarafından bütünüyle işgali (1864) sonrasında, bir milyonun üzerinde Çerkesya yurttaşı (Adıge-Vubıh-Abazalar) silah zoruyla ve feci koşullar içinde, binlerce yıllık anayurtlarından kovulmuş ve gidebilecekleri tek yer olan Osmanlı ülkesine sığınmıştı.[1] Ama büyük kayıplar ve acılar pahasına canlarını attıkları “Halifenin ülkesi” de bu büyük insan kitlesi için bir “cennet” olmadı. Neredeyse atomlarına kadar parçalanmak suretiyle dağıtıldıkları bu yabancı topraklarda, yıkılma sürecine girmiş olan Osmanlı devletinin kaderine bağlı olarak içine düştükleri yaşam kavgası, sosyo-ekonomik sorunlar ve yeni savaşlar yanında ulusal kültürlerini koruma ve geliştirme konularında da çok büyük zorluklarla karşılaşmaya başladılar.
Kafkasyalı sürgünler, bütünüyle yabancısı oldukları ve dil(ler)ini bile anlamadıkları Osmanlı ülkesine, daha ilk kuşaklarda Ahmet Midhat Efendi (Hağur), Ömer Seyfettin (Hatko), Mizancı Murad Bey, Mahmut Sadık, Ahmet Saib (Kaplan) vb. gibi ünlü yazar, gazeteci, tarihçi, eğitimci ve aydınlar armağan etmişlerdi.[2] Ne var ki, konu kendi öz kültürlerini koruma ve geliştirme çalışmalarına gelince hiç beklemedikleri engellerle karşılaşmaya başladılar.
Örneğin “Osmanlı halklarına okuma zevkini veren” ünlü yazar, “ilk öğretmen” Ahmed Midhat Efendi’nin politik bir mesaj da içermeyen “Çerkes Özdenleri” adlı tiyatro eseri sahneye konunca İstanbul’daki Çerkesler’in yurt özleminden kaynaklanan içten sevgi gösterileriyle karşılanmıştır. “Çerkes yeğeni ve damadı” olan ve biraz Çerkesce de bilen[3] Sultan II. Abdülhamit, sadece bu eserin yasaklanmasıyla yetinmemiş, eserin sahnelendiği Gedikpaşa Osmanlı Tiyatrosu’nu da kazmacılar göndererek bir gece içinde yerle bir ettirmişti.[4] Osmanlı-Türk kültürüne diğer hizmetlerine ek olarak 200’den fazla telif ve tercüme eser kazandırmış bulunan bu ünlü yazar ve gazetecinin, Çerkes Ziya Bey adlı bir deniz subayının yardımıyla Kafkas tarihini yazmak gayesiyle oluşturduğu özel komisyon da benzer bir şekilde engellenmişti.[5]
Kafkasya doğumlu başarılı bir Osmanlı bürokratı olan Ahmet Cavid Paşa (Therkhet) ve arkadaşlarının düzenleyerek litografi yöntemiyle bastırdıkları Arap harfli ilk Çerkes (Adıge) dili alfabesi de baskılar nedeniyle yıllarca aydınlara ve halka ulaşamamış ve gün yüzüne çıkabilmek için Meşrutiyet’in ilanını (1908) beklemek zorunda kalmıştı.[6]
Kafkasyalı aydınların gelişmekte olan Osmanlı liberal hareketi içinde de çok aktif bir şekilde yer almalarında[7] bu ve benzeri olguların da önemli rolü olmuştur. Gerçekten de Avrupa ülkelerinde ve Mısır’da yayınlanan liberal ve Abdülhamit yönetiminin karşıtı yayın organları arasında Kafkasyalı aydınlar tarafından çıkarılan Mizan (1886-1909), Sancak (1899-1909), İttihad (1899), Terakki (19061908) gibi gazete ve dergiler de önemli yer tutmaktadır. Aynı çevreler tarafından Mısır’da “Çerkes göçmenleri ve bütün Osmanlı milletinin uyanma ve gelişmesine hizmet” gayesiyle çıkarıldığı belirtilen “İçtihad” gazetesinin, sırf bu ulusal denebilecek niteliği nedeniyle Abdülhamit yönetiminin olduğu kadar Jön Türklerin bir kısmının da saldırılarına hedef olması ve “Mehmed Emin Bey’in rezaletnamesi” olarak nitelendirilmesi ilginçtir.[8]
Osmanlı devletinin, İkinci Meşrutiyet devrimi (1908) ile devletin sona ermesi (1923) arasındaki son on beş yıllık dönemi, sürekli savaşlar ve iç karışıklıklar içinde geçmesine karşın yine de Kafkas sürgünlerinin ulusal kültürlerini koruyup geliştirebilmek için yaptıkları çalışmalar açısından verimli bir dönem olmuştur. Bu dönemde oluşturdukları Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti (1908), İstanbul’da Kafkasyalılar Arasında Neşr-i Maarif Cemiyeti (1914), Kafkas İttihad Cemiyeti (1915), Şimali Kafkas Cemiyeti (1915), Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti (1919), Kafkas Teali Cemiyeti (1920) vd. sosyo-kültürel kuruluşlar sayesinde Kafkasya’da ve sürgünde ulusal kültürün geliştirilmesi için önemli hazırlık çalışmaları yapılmıştır.[9]
Çerkes (Adıge ve Abhaz) dillerinin Arap ve Latin kökenli alfabeleri bu dönemde oluşturularak Osmanlı topraklarındaki Kafkasya sürgünlerinin dağınık yerleşim yerleri yanında anayurt Kafkasya’da bile bir ölçüde yayılmıştır. Kafkasya’ya öğretmenler gönderilmiş, anadilde eğitim veren bazı örnek okullar açılmış, Kafkas tarihine, Çerkes dili ve kültürüne yönelik araştırmalar yapılarak Çerkesce, Türkçe, Arapça, Fransızca vb. dillerde kitaplar ve süreli yayınlar yayınlanmıştır. Ulusal kültürü işleyen Guaze (İstanbul, 1908-1914), Kafkas (İstanbul, 1914), Kafkas (Bursa 1919), Diyane (1920) gibi bazı süreli yayınlar da bu dönemde çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren I. Dünya Savaşı, Osmanlı’daki Kafkasyalı nüfusta önemli kayıplara yol açtığı gibi, sürgünde korunmaya ve geliştirilmeye çalışılan Kafkas kültürüne de büyük bir yıkım getirmiştir. Osmanlıyı yıkıp dağıttığı gibi, sürgünde oluşmaya başlayan yeni Kafkasyalı aydınlar kitlesini büyük ölçüde yok etmiş ve toplumun sosyo-kültürel yapısında da büyük yaralar açmıştır.
I. Osmanlı Ülkesinde Kafkas-Çerkes Aydınları Tarafından Çıkarılan Genel Konulu Bazı Süreli Yayınlar (1864-1923)
Devir (1872)
Kafkas (Çerkes) kökenli ünlü yazar ve gazeteci Ahmet Midhat Efendi (Hağur) tarafından İstanbul’da (Pazar ve Cuma günleri dışında) her gün yayınlanan ve “siyasi haberler, edebiyat, letaif, mali konular ve ticari konulardan bahseden” Osmanlıca (Türkçe) bir gazetedir. Kısa bir süre sonra, yayınladığı bir makale nedeniyle kapatılmıştır.[10]
Bedir (1872)
Devir gazetesinin kapatılması üzerine Ahmet Midhat Efendi (Hağur) tarafından onun devamı olarak çıkarılan haftalık siyasi, edebi gazetedir. Bu gazete de yayınladığı yazılar yüzünden istibdat yönetimince kapatılmıştır.
Dağarcık (1872-1873)
İstanbul’da Ahmet Midhat Efendi (Hağur) tarafından 15 günde bir yayınlanan fikir ve biyografi dergisidir. Dergide yayımlanan “Duvardan Bir Sada” başlıklı makalesi “dinsizlik” sayılarak bu dergisi de kapatılmış ve Ahmet Midhat Efendi de Rodos adasına sürgün edilmiştir.[11]
Kırkambar (1873-1876)
Ahmet Midhat Efendi tarafından, İstanbul’da 15 günlük ve aylık olarak 34 sayı çıkarılan edebi-kültürel dergidir. Ahmet Midhat Efendi’nin lakaplarından biri olan Kırkambar, bu dergiye de ad olarak verilmiştir. Yazarın anayurdu Kafkasya hakkında kaleme aldığı “Çerkezistan’da Usul-i Hükümet ve Suret-i Medeniyet” vd. bazı ilginç makaleleri bu dergide yayınlanmıştır.[12]
İttihad (1876)
Ahmet Midhat Efendi (Hağur) tarafından, İstanbul’da kendisine ait Kırkambar Matbaası’nda basılan ve “Osmanlı heyet-i müctemiasını teşkil eden akvamın me-nafi-i Osmaniyesine hizmet eden”, Osmanlıca (Türkçe) günlük bir gazetedir.[13]
Tercüman-ı Hakikat (1878-1921)
Ahmet Midhat Efendi’nin 26 Haziran 1878’de yayınlamaya başladığı gazetedir. Büyük ölçüde kendisinin yazıları ve tefrikalarıyla doluydu. Bu gazetesinde daha önceki yönetim karşıtı tutumunu terk eden Ahmet Midhat Efendi, daha çok halka okuma alışkanlığı edindirme ve onu eğitme yönünde, bir tür ansiklopedik gazeteciliği ilke edinmiştir. Birçok ünlü Osmanlı gazetecisinin yetişmesinde de okul rolü oynayan Tercüman-ı Hakikat gazetesi, Ahmet Midhat Efendi’nin 1913 yılında ölümünden sonra da el değiştirerek yayınını sürdürmüş, 11 Şubat 1921’de çıkan 14677. sayısıyla kapanmıştır.
Kamer (1886)
Kafkas-Abhazya kökenli eğitimci ve yazar Ali Nazıma ile Kondukzade Murat beyler tarafından İstanbul’da yayınlanan edebi-fenni bir dergidir.
Mizan (1886-1909)
Kafkas-Dağıstan’lı (Dargili) Murad Bey tarafından 1886’da İstanbul’da yayınlanmaya başlanan ve onun siyasi mücadele yaşamına paralel olarak Kahire (1886), Paris-Cenevre (1897) ve tekrar İstanbul’da (1908-1909) yayınını sürdüren haftalık (ve günlük) siyasi-edebi-mizahi gazetedir. Önce Sultan Abdülhamit istibdadına, sonra da İttihat ve Terakki Partisi’nin totaliter yönetimine karşı yayın yapmıştır. Mizancı Murad olarak da anılan Mehmed Murad Bey’in Padişah’a inanıp onunla anlaşarak İstanbul’a döndüğü ve gözaltında yaşadığı 1899-1908 yılları arasında, Mizan gazetesi de yayınına ara vermek zorunda kalmıştır. Mizan, Arapça’da ölçü aleti, terazi anlamlarına gelmektedir.[14]
Sancak (1899-1909)
Kafkas-Dağıstanlı (Kumuk) tarihçi ve yazar Ahmed Saib (Kaplan) Bey tarafından 1899-1907 yıllarında Kahire’de, Sultan Abdülhamit’in müstebit yönetimine muhalif olarak 71 sayı yayınlanan haftalık bir dergidir. 1908 Meşrutiyet devriminden sonra (1909), yayınını bir süre de günlük gazete olarak İstanbul’da sürdürmüştür.[15]
Vatan (1901)
Paris’te 1902 yılında toplanan Osmanlı Liberalleri Kongresi’ne de Şhaplı Hüseyin Tosun Bey’le birlikte “Çerkes delegesi” olarak katılmış olan Dr. Kolağası (Yüzbaşı) Çerkes Kemal Bey’in, mensubu bulunduğu İstikbal-i Vatan ve Millet Cemiyet-i Osmaniyesi adlı Sultan Abdülhamit karşıtı siyasal grup adına, İsviçre’nin Cenevre kentinde yayınladığı Türkçe bir gazetedir.
Ancak 1-4. sayılarına rastlayabildiğimiz bu gazete, Cenevre’de haftada bir kez ve şapoğraf sistemiyle yayınlanmıştır. O dönemde bir muhbir tarafından Sultan Abdülhamit’e verilmiş olan bir jurnalde şöyle denmektedir: “…Çerkes Kemal’in hanesinde bir matbaa mevcut olup, yakında Vatan adında bir gazete yayınlanacaktır. Kemal’in katiyen kuvve-i kalemiyesi olmadığından muharrirliğini Şerafeddin (Mağmumi) ifa edecektir. Şimdiden Kemal’in hanesinde ilan hazırlanmıştır.”.[16]
Terakki (1906-1908)
Kafkas-Abhazya kökenli Damat Mahmut Paşa’nın çocukları olan ve annelerinin Osmanlı hanedanına mensup olması nedeniyle “Prens” olarak tanınan Sabahaddin[17]ve Ahmed Fazlı (Kuazba) kardeşlerin, Sultan Abdülhamit’in istibdat yönetiminden kaçarak gittikleri Paris’te yayınladıkları aylık bir siyasi-edebi dergidir. Sabahaddin Bey’in kurduğu Teşebbüs-ü Şahsiye ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’nin organı olarak yayınlanan bu dergide, Kafkas yurtseveri bir devrimci olan Şhaplı Hüseyin Tosun Bey[18] de yer almıştır.
İstanbul’da Meşrutiyet yönetiminin ilanı üzerine (1908), Kuazba Mehmed Sabahaddin Bey ve kardeşi Ahmed Fazlı Bey de 20 sayısı yayınlanmış olan bu dergiyi kapatarak İstanbul’a dönmüşlerdir.
Gazete (1908)
Kafkas-Çerkes kökenli ünlü gazeteci Abdullah Zühdü Bey tarafından İstanbul’da, Meşrutiyet’in ilanından sonra (1908) yayınlanmaya başlayan günlük bir gazetedir.
Yeni Gazete (1908-1919)
İstanbul’da Abdullah Zühdü Bey tarafından çıkarılan Gazete (1908)’nin isim değiştirmesi ile ve onun devamı olarak yayınlanan resimli günlük siyasi gazetedir. Yine Kafkasya kökenli olan yakın arkadaşı, gazeteci-yazar Mahmud Sadık ile Hakkı Behiç beyler de bu gazetenin yazarları arasındaydılar.
Kafkas-Abhazya kökenli politikacı ve sosyolog “Prens” Kuazba Sabahaddin Bey’in liderlik ettiği Ahrar (Özgürler) Partisi’nin yayın organı gibi de gözüktüğünden, Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın (Kafkaslı-Çeçen) ölümüyle sonuçlanan hükümet darbesi girişiminden sonra, 1913-1918 yılları arasında yayınını durdurmak zorunda kalmıştır.
Mondros Mütarekesi’nden sonra Abdullah Zühdü ve Mahmud Sadık beyler tarafından yeniden yayınlanmaya başlamışsa da, eski popülerliğini ve yazar kadrosunu sağlayamadığından yayınını sürdürememiştir. Bir ara Takvimli Gazete adıyla da çıkmıştır. 1908-1919 yılları arasında 1828 sayı yayınlanmıştır.[19]
Hakayık-ı Tarihiye ve Siyasiye (1909)
“Tarih-i Osmani ve siyasetten bahseder mecmua”dır. Sahibi ve yazarı, daha önce Kahire ve İstanbul’da Sancak (1899-1909) dergisini de yayınlamış olan, Kafkas-Dağıstan (Kumuk) kökenli Ahmed Saib (Kaplan) Bey’dir.[20]
Hür Memleket (1910)
“Demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii günlük ceride-i Osmaniye” logosuyla İstanbul’da yayınlanmış olan bu gazetenin İmtiyaz Sahibi ve Sorumlu Müdürü, Türkiye Kurtuluş Savaşı sonrasında siyasi mülteci olarak Bulgaristan’da yaşamış ve orada da gazetecilik yapmış olan Çerkes (Abhaz) asıllı Ali Haydar Beydir.[21]
Stambulskie Novosti/Стамбульскт новости (İstanbul Haberleri) (1910)
İstanbul’da 1910 yılında, Kafkas-Dağıstanlı (Kumuk) aydınlardan Celaleddin Korkmazov tarafından Rus dilinde yayınlanan Stambulskie NovostilCmaMÖyAhcnH новости (İstanbul Haberleri) adlı haftalık bir gazetedir. Bu, muhtemelen “Türkiye’de yayınlanan ilk Rusça gazete” idi ve daha çok Rusya ile Kafkasya’ya gönderiliyordu. Şubat 1917 Rus devrimi sonrasında “Dağıstan Sosyalist Grubu” içinde yer alacak olan Celaleddin Korkmaz’ın, bu yıllarda İstanbul’da Цутеводитеяьпо Стамбульу (İstanbul Rehberi, 1913) adıyla bir kitabı da yayınlanmıştı.[22]
Hukuk-u Beşer (1910)
22 Aralık 1908’de, İstanbul’da yayınlanmaya başlayan “demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii” günlük gazetedir. Adı “İnsan Hakları” anlamına gelmektedir. Bu gazetenin sahiplerinden biri ve Sorumlu Müdürü, Kafkas-Vubıh kökenli bir siyasetçi, ünlü bir müzisyen ve besteci olan Muhlis Sabahaddin Bey’dir. Bıjnau Muhlis Sabahaddin Bey, İttihat ve Terakki Partisi’nin baskıcı iktidarı döneminde, bu gazetede yayımlanan muhalif yazıları nedeniyle ülke dışına kaçmak zorunda kalmıştır. Daha sonra özel bir afla ve gazetecilik yapmama kaydıyla İstanbul’a dönen Muhlis Sabahaddin, bundan sonra daha çok bir besteci ve müzisyen ve “Operetler Kralı” olarak ün salmıştır
Hukuk-u Beşer gazetesi, Birinci Dünya Savaşı’nı izleyen Mütareke döneminde (1919), yayınını “demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii ve Radikal Avam Fırkası’nın fikirlerinin yayıcısı” olarak sürdürmüştür.[23]
Şehrah (1911-1913)
Kafkas-Çerkes kökenli Mehmed Hayreddin, Tahir Hayreddin ve Salih Hayreddin (Paşa) kardeşler (‘Tunuslu’ Hayreddin Paşa’nın oğulları) tarafından İstanbul’da yayınlanan günlük siyasi-kültürel gazetedir. İttihat ve Terakki Partisi’nin totaliter yönetimine karşı çıkmış olan Şehrah gazetesi, Türkiye basın tarihindeki yerini, yaklaşık bir yıl kadar kısa bir süre içinde 13 kez kapatılıp, değişik adlarla 14 kez yeniden yayınlanmasına ve başyazarı Mehmed Zeki Bey’in de “faili meçhul” İttihatçı katillerce öldürülmesine borçludur.
Yayın hayatına 28 Nisan 1911 tarihinde giren Şehrah, 3 Temmuz 1911 günü, Mısır’da yayımlanan El-Menar adlı gazeteden çevirdiği bir yazı nedeniyle yasaklanmıştır. Gazete, her kapatılışının ardından Hemrah, Darbe, Alemdar, Şehrah, Alemdar, Nevrah, Yeni Yol, Meslek, Bedahat, Mukavemet, Hedef, Necdet gibi adlarla yayınını sürdürmeye çalışmıştır. Zafer Toprak, Şehrah’ın 26 Mart 1912’ye kadarki izini sürebildiğini belirtiyor.[24]
Gazete muhtemelen 158 sayı yayınlanmış ve Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesiyle sonuçlanan hükümet darbesi (1913) girişiminden sonra, birçok muhalif arasında sahiplerinin de tutuklanması, Salih Hayreddin Paşa’nın idamı ve kardeşlerinin ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmalarıyla yayın hayatına son vermek zorunda kalmıştır. Şehrah, Farsça’da “anayol” anlamına gelmektedir.
Kadınlar Dünyası (1913-1921)
İstanbul’da, Kafkas-Çerkes kökenli bir yazar ve eylemci olan Nuriye Ulviye Hanım tarafından yayınlanmış olan, “cins ve mezhep ayırımı yapmaksızın kadınlık hakları ve yararlarını savunur resimli gazete”dir. İçeriği bakımından daha çok dergi formatında olup, yönetici ve yazarlarının tamamı kadındır. Sahibi Nuriye Ulviye Hanım, Sorumlu Müdürü Emine Sefer Ali’dir.
Dergi, yayınına günlük gazete olarak başlamışsa da, üç aydan sonra haftalık olarak çıkmaya başlamıştır. İlk 100 sayısı günlük, sonrakiler haftalık olarak 1921 yılına kadar çıkmıştır. 162. sayısından sonra, kağıt sıkıntısı nedeniyle üç ay yayınlanmamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra da yazı kadrosundakilerin çoğu gönüllü hemşire olarak savaşa katıldığı için 4 yıl yayınlanamamıştır. Dergi, 2 Mart 1918’de çıkan 163. sayıdan başlayarak 194. sayıya kadar yayınını yeniden sürdürmüştür. Ancak 1918-1921 yılları arasında yayınına tekrar ara vermek zorunda kalmış, 1921’de 194.’den başlayarak 208. sayıya kadar 15 sayı daha yayınlanabilmiştir. 121-128. sayılar arasında Fransızca ekler de verilerek, Batı’nın Osmanlı kadın basınından haberdar edilmesi amaçlanmıştır. Kadınlar Dünyası, Fransa’da, Rusya’da ve Kafkasya’da da ilgiyle karşılanmıştır.
Kadınlar Dünyası dergisi, çıktığı bu süre içinde, kadınlara yükseköğrenim hakkı verilmesi, serbest girişimci olarak çalışmaya özendirilmeleri, çekirdek aile tipinin özendirilmesi, eğitim için Avrupa’ya kız öğrencilerin de gönderilmesi, kadının da boşanma hakkı, kadın-erkek eşitliği, dul kadınların topluma kazandırılması, peçenin kaldırılması ve tesettürün islahı… gibi birçok konuyu, Osmanlı kamuoyunun gündemine taşımıştır.
Nuriye Ulviye Hanım ve dergisinin kadrosundaki kadınlar, daha sonraki yıllarda Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti (Osmanlı Kadınının Haklarını Savunma Derneği) adıyla bir dernek de kurmuşlardır.[25]
La Pansee Turque (1916-1917)
Kafkas-Çerkes kökenli Halid Raşid Carım tarafından Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da “edebiyat, sanat, felsefe, sosyoloji vb.” konularda, Fransızca olarak, on beş günde bir yayımlanan Türkçü bir dergidir.[26]
Ahali (1918-1944)
Samsun’da Çerkes (Şapsığ) kökenli gazeteci İsmail Cenani Bey’in yayınladığı ve başyazarlığını yaptığı siyasi gazetedir. Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’nı ve Kuvayı Milliye’yi de aktif olarak destekleyen gazetelerden biri olup, kurucusunun ölümüne kadar, bazı aralarla, önceleri haftada bir sonraları iki kez yayınlanmak suretiyle 26 yıl yayınını sürdürmüştür.[27]
İstiklal (1919) Mütareke dönemi İstanbul’unda yayınlanan, İttihat ve Terakki Partisi’nin aktif üyelerinden Çerkes kökenli Sapancalı Hakkı Bey’in sahibi olduğu, günlük bir gazetedir (1919). Başyazarı (Hotinli) Rauf Ahmed, Sorumlu Müdürü Halil Ekrem Bey’dir.[28]
Ümid (1919-1921)
Çerkes (Şapsığ) kökenli asker-yazar Tarık Mümtaz (Hağur-Göztepe) tarafından İstanbul’da onbeş günde-ayda bir yayınlanmış olan edebi bir dergidir. Ancak 22 sayı yayınlanabilmiştir.
Ümidin sahibi olan Tarık Mümtaz (1891-1977), Lozan Antlaşması sonrasında 150’lik listeye konarak yurtdışına çıkarılmıştı. Bulgaristan’a giderek Eskicuma’da Rumeli (1924-25) gazetesini çıkardı. Daha sonra Suriye’ye gitti ve Musavver Sahra Mecmuası’nı, Şam-Kuneytra’da Çerkesce-Türkçe-Arapça-Fransızca Mardj gazetesini (1928-1932), Antakya’da Hacivat-Karagöz’ü (1933), İskenderun’da Ayyıldız (1939) gazetesini yayınladı.
O dönemde Türkiye Cumhuriyeti yönetimi, ülkede Kafkaslı-Çerkesler’le ilgili dergi-gazete yayınlanmasına olanak vermediği gibi, “dost” Sovyet hükümetinin baskılarıyla ve “Türk-Rus ilişkilerini bozdukları” gerekçesiyle, Fransa, Polonya gibi Avrupa ülkelerindeki Kafkaslıların bin bir zorlukla çıkarmakta oldukları Горцы Кавказа-Kafkas Dağlıları, Северный Кавказ-Şimali Kafkasya, Заря Кавказа-Kafkasya Şafağı, Кавказ-Kafkasya, The Caucasian Quarterly, Kafkas Eli, Знамя Народа-Millet Bayrağı… gibi Türkçe-Rusça dergilere de yasaklar getirmekteydi. Bu arada, Suriye’de yayınlanan ve Hağur Tarık Mümtaz’ın (Göztepe) redaktörü ve sorumlu müdürü olduğu Mardj adlı Çerkes gazetesinin de Türkiye’ye sokulması yasaklanmış, “Şam’da basılan Latin esaslı Çerkes Alfabesi” ve bu alfabeyle yayınlanmış olan Çerkesce ilkokul kitapçıkları da, bu yasaklama ve toplatma kararlarından nasiplerini almışlardı.
T. C. Bakanlar Kurulu’nun yasaklama kararına bir nüshası iliştirilmiş bulunan Mardj adlı Çerkes gazetesinin alt başlığında, “Şimali Kafkasya evlatlarının ilim, marifet, sanat ve ticaret yollarında uyanmasına çalışır gazetedir” ibaresi bulunmaktaydı.[29]
Liva-el İslam (1921-1923)
İstanbul’daki Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti’nin üye çalışanlarından “Muallim Doktor İlyas Bragun (Bereğun) Bey” tarafından İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı adına Berlin’de Türkçe – Arapça – Farsça – Almanca olarak 15 günde bir yayınlanan siyasi bir dergidir. 15 Mart 1921 ile Aralık 1922 arasında toplam 36 sayı yayınlanmış olan derginin Sorumlu Müdürü, başından sonuna kadar İlyas Bragun Bey’dir.
Yazıları imzasız olan dergide, Enver Paşa’nın “Elif” imzalı ve İslam dünyası ile ilgili yazıları yanında, Kafkasyalılarla ilgili olarak “Birbirine Boğdurulan Kafkasya Milletleri” başlıklı bir yazısı da vardır (1337-1921 yılı, Sayı: 8 ve 9). 1338/1922 yılının 9-10. sayısında, Kafkas yurtseveri Met Yusuf İzzet Paşa hakkında, İlyas Bragun tarafından yazıldığı belli olan “Bir Ziya-ı Elim” (Acı Bir Kayıp) başlıklı bir yazı da yer almaktadır.
Adı “İslam Bayrağı” anlamına gelen Liva el İslam, “birkaç kişilik kadrosuyla devrin ‘süper gücü’ İngiltere’ye meydan okuyanların” da dergisiydi ve bu nedenle -örneğin- Filistin’de dağıtılması İngilizlerce yasaklanmış ve kimde görülürse 6 ay hapis ve 200 lira para cezasıyla cezalandırılacağı ilan edilmişti.[30]
II. Osmanlı Ülkesinde Doğrudan Kafkasya Sürgünlerine ve Çerkes Kültürüne Yönelik Olarak Türkçe Çıkarılan İlk Süreli Yayınlar (1899-1923)
Kafkasya (Çerkesya) kökenli ünlü yazar Hağur Ahmed Mithat Efendi’nin Kafkasya ve Çerkesler’le ilgili yazılar ve eklere de yer vermiş olan genel konulardaki gazete ve dergileri bir yana bırakılırsa, Çerkesler’in 1860’lı yıllarda sürgün edildikleri Osmanlı topraklarında, özellikle kendi toplumlarına ve onun sorunlarına yönelik olarak periyodik yayınlar çıkarmalarının oldukça geç bir tarihte (1899) ve esas itibariyle de ancak II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) ve ülkeye asgari bir özgürlük havasının gelmesinden sonra başladığı söylenebilir:
İttihad Gazetesi (1899)
Mısır’da (Kahire) Osmanlı Türkçesi ile yayınlanan haftalık bir gazetedir. Müdir-i Umumisi (Genel Yöneticisi) Ümera-yı Çerakeseden Loh Barakbeyzade Mehmed Emin, Sahib-i Mes’ulü (Sorumlu Müdürü) ve Başyazarı Mabeyn-i Hümayun İkinci Katibi Kadri Beyzade Mehmed Fazıl Bey El Kudsi’dir. Gazetenin İdarehanesi, Mısır-Kahire’de, Klot Bey Caddesi’nde bulunmaktadır.

Kahire’de yayınlanan İttihad Gazetesinin ilk sayısı (1899).
Rus-Kafkas savaşları sırasında ve Büyük Kafkas-Çerkes Sürgünü’nden (1864) yirmi yıl kadar önce Osmanlı ülkesine sığınmış bir Çerkes (Şapsığ) ailesinin çocuğu olan Ahmed Midhat Efendi’nin daha önce sözü edilen dergileri bir yana bırakılırsa, İttihad Gazetesi (1899), Çerkes sürgünlerinin Osmanlı topraklarına geldikten sonra kendi kültür ve sorunlarına yönelik olarak çıkarabildikleri ilk süreli yayın olmuştur. Araştırmacı Ekmeleddin İhsanoğlu tarafından da “İttihad-ı Çerakese Cemiyeti’nin yayın organı ve ilk Çerkes milliyetçi gazetesi”[31] olarak nitelenen İttihad Gazetesi’nin, “dünyadaki ilk Çerkes gazetesi” olduğu da söylenebilir.
Osmanlı liberal hareketi içinde yer alarak Sultan Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı mücadele eden bir grup Çerkes aydını tarafından, sürgün olarak bulundukları Kahire’de kurulan Cemiyet-i İttihadiye-i Çerakese’nin (Çerkeslerin Birliği Cemiyeti’nin) yayın organı olan bu gazetenin 3 Teşrin-i Evvel 1315 (1899) tarihini taşıyan ilk sayısında (Milli Kütüphane’de mevcuttur), adı geçen bu derneğin 7 maddelik “İlanı Gereken Dış Üyeler Nizamnamesi” de yer almaktadır.
Nizamnamenin ilk üç maddesinde şöyle denmektedir:
1) Çerkeslerin Birliği Cemiyeti’nin asli gayesi, Çerkeslerin ve bu vesile ile tüm Anadolu, Rumeli ve diğer Osmanlı yöreleri halkının, eğitimin ve gerçeğin nimetleriyle aydınlatılmasına, ilerlemeleri ve yükselmelerine ve gerekli girişimler ile haklarının sağlanarak zulümlerin ortadan kaldırılmasına hizmettir.
2) Çerkeslerin Birliği Cemiyeti, Çerkeslerin kavmiyetlerini korumakla birlikte, ayırım yapmaksızın tüm Osmanlı ve İslam milleti için çalışarak girişimlerde ve yardımlarda bulunur.
3) Çerkeslerin Birliği Cemiyeti’ne katılmak isteyen kişiler, eğer Çerkes iseler Çerkes şubesine, diğer milletlerden iseler Osmanlı ve diğer şubelere kabul olunurlar…
Cemiyetin ve onun yayın organı olan İttihad Gazetesi’nin kurucu ve yayıncıları, o dönemdeki Osmanlı aydınlarının birçoğu gibi “çift kimlikli” kişilerdirler. Yani hem Kafkasya-Çerkes yurtseveri ve milliyetçisi oldukları kadar da, gerçek birer Osmanlı yurtseveridirler. Fakat ne yazık ki, gazetelerini “Çerkes muhacirlerinin ve bütün Osmanlı milletinin uyanma ve gelişmesine hizmet” gayesiyle yayınladıklarını da özellikle belirtmelerine karşın, “milliyetçi” duruşları ve Osmanlı ülkesine sürülen soydaşlarının uğradığı çeşitli haksızlık ve felaketleri açıkça eleştirdikleri için, çevrelerinde pek anlaşılamamışlar ve “Osmanlı yöneticilerini oldukça endişelendirmeleri” yanında, ülke dışındaki bazı “Jön Türk”lerin düzeysiz saldırılarıyla da karşılaşmışlardır. [32]
Bu Cemiyet hakkında ilginç bir makale yayınlamış olan Kafkasyalı (Oset ) araştırmacı Georgi Çoçiryev, bu makalesinde (özet olarak) şöyle demektedir:
Ekim 1899’da İngiliz işgali altında bulunan Mısır’da II. Abdülhamit’in feodal mutlakiyetçi rejimine muhalif bir grup aydın tarafından kurulan Cemiyet-i İttihadiye-i Çerakese, bir yandan Osmanlı meşrutiyetçi ve özgürlükçü (Jön Türk) hareketinin düşüncelerini Yakın ve Orta Doğu’daki Kuzey Kafkas asıllı (Çerkes) diaspora halkı arasında yaymayı, diğer yandan da soydaşlarını etnik ve kültürel açılardan aydınlatmak yoluyla onların ulusal bilinçlerini pekiştirmeyi kendine amaç edinmiştir.


İttihad Gazetesinin (1899) sahip ve başyazarı Lokh Mehmed Emin Bey
Cemiyetin yayın organı olan İttihad Gazetesi, dikkatini esas itibariyle Babıali’nin Kuzey Kafkasyalı göçmenlere yönelik politikalarının eleştirilmesi ve onların Osmanlı topraklarında etnik-ulusal gelişmelerinin perspektiflerinin değerlendirilmesi üstüne yoğunlaştırmıştır. Gerek cemiyetin ve gerekse gazetenin faaliyet sürelerinin çok kısa olmasına karşın, her ikisi de diasporada oluşmuş ve Yakın ve Orta Doğu Çerkeslerinin çıkarlarını Osmanlılık doktrini çerçevesinde dile getirmeye çalışan yeni etnik aydın kesiminin belirli bir olgunluk düzeyini belgelemişlerdir.[33]
İçeriği oldukça ilginç olan İttihad Gazetesi’nin ilk sayısı 8, ikinci sayısı ise 4 sayfa olarak çıkmıştır. Kaç sayı yayınlandığını bilmemekle birlikte 4-5 sayıdan fazla çıkarılamadığını sanıyoruz. Çünkü Cemiyetin Başkanı ve İttihad Gazetesi’nin genel yönetmeni olan Lokh Mehmed Emin Bey, bir süre sonra yurtdışındaki muhaliflerin birçoğu gibi, Sultan Abdülhamit tarafından Avrupa’ya özel olarak gönderilen “Serhafiye” Çerkes Ahmed Celeleddin Paşa (Thağuse) ile muhaliflerin lideri konumunda bulunan hemşehrisi Dağıstanlı Mizancı Murat Bey arasında varılan tavizkar bir “anlaşmaya” umut bağlayarak, yurtdışındaki siyasi faaliyetlerine son vermiş ve İstanbul’a geri dönmüştür.[34]
Lokh Mehmed Emin Bey, Meşrutiyetin ilanından sonra, ağabeyi Lokh Hamdi Paşa ile birlikte, Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti’nin (1908) kuruluş ve çalışmalarına da katılmıştır. Bu dönemde, İstanbul’da Kafkasya Mazlumları adıyla bir gazete yayımlamak için başvurarak gazetenin imtiyaz hakkını da almış, fakat bu tasarısını nedense gerçekleştirememiştir.[35]
Çerkes (1908)
Osmanlı devletinde II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi ile oluşan özgürlük ortamı sırasında (1908) İstanbul’da “Galata’da Selanik Hanı’nda mukim tebaa-yı Osmaniye’den Muhiddin Efendi” tarafından da “Türkçe, resimli ve günlük olarak çıkarılacak Çerkes adlı bir gazete” için izin ve imtiyaz hakkı alınmıştır.[36] Ancak bu gazetenin yayınlandığını gösteren herhangi bir bilgiye rastlayamadık.
Kafkas (1919)
Bursa’da, 1919 yılında Türkçe olarak haftada üç kez yayınlanan, “siyasi, ilmi, edebi, fenni, içtimai, bağımsız fikir gazetesi”dir. Sahibi ve Başyazarı: Abdullah Kerim Bey’dir.
İstanbul’daki Şimali Kafkas Cemiyeti’nin paralelinde, fakat ondan bağımsız olarak Bursa’da kurulan Şimali Kafkas Cemiyeti’nin (Haziran-Temmuz 1919) resmi olmayan yayın organı durumunda olan bu gazete, ülkenin çok karışık bir döneminde, Met Yusuf İzzet Paşa, Albay Zerakho Bekir Sami Bey gibi Çerkes kökenli komutanlar tarafından Kuva-yı Milliye’nin ve Yunan işgaline karşı direnişin bir kalesi haline getirilmiş olan Bursa’da, 1919 yılı boyunca haftada üç kez çıkmıştır.[37]
“Anadolu ihtilali”ni ve Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen gazeteler arasında yer alan Kafkas gazetesi, yayıncılarının ata yurdu olan Kafkasya’nın güncel sorunlarına da uzak değildir. Örneğin, sürgündeki kadroların da aktif desteğiyle 1918 yılında ilan edilmiş bulunan bağımsız Kafkasya Dağlıları Birliği (Kuzey Kafkasya) Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Haydar Bammat’ın, 1919’da İsviçre’de Bern ve Lozan’da Fransızca ve İngilizce olarak iki dilde yayınlanmış olan Le Probleme du Caucase – The Caucasus Problem) adlı eseri de, o tarihte İstanbul’da genç bir askeri doktor adayı olan Vasfi (Güsar) tarafından, Kafkas Davası (Çerkezistan ve Dağıstan Meselesi) adı altında Türkçeye çevrilerek, bu gazetede tefrika edilmiştir.[38]
Yunan işgali ve savaş koşulları içinde yayınına son vermek zorunda kalan Kafkas (1919) gazetesinin sahibi ve yayıncısı Abdullah Kerim Bey, dört yıl kadar sonra, 1924-1927 yıllarında Bursa’da Yeşil Yurd adında, genellikle haftada üç gün çıkan bir “günlük siyasi gazete” daha yayınlamıştır. Sahibi ve Sorumlu Müdürü Abdullah Kerim olan bu gazete de, yeni rejimin basın üzerindeki baskılarının arttığı 1927 yılında yayınına son vermek zorunda kalmıştır.[39]

Kafkas gazetesi, No: 19, 6 Eylül 1919.
III – Osmanlı Ülkesinde Kafkasya Sürgünleri Tarafından İki Dilde (Türkçe ve Çerkesce Olarak) Yayınlanan Gazete ve Dergiler
Ğuaze Gazetesi (1911-1914)
II. Meşrutiyet’in ilanından iki yıl kadar sonra, İstanbul’daki, Çerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti’nin (Çerkes Birleşme ve Yardımlaşma Derneği, 1908) yayın organı olarak, başlangıçta haftada bir, daha sonraları ise on beş günde bir yayımlanan bir gazetedir.[40]
İlk sayısı 2 Nisan 1911’de Türkçe olarak çıkan Ğuaze gazetesi, Ağustos ayından sonra Çerkesce ve Türkçe olarak iki dilde yayınlanmaya başlamıştır. Cemiyet adına gazetenin imtiyaz sahibi ve başyazarı o tarihte Şeyhülislamlık’ta çalışan bir devlet memuru ve aynı zamanda İstanbul Hukuk Mektebi’nde (Fakülte) öğrenci olan Düzceli Yusuf Suad Neğuç’tur.[41] Gazetenin Sorumlu Müdürlüğünü, önce bir Mekteb-i Mülkiye öğrencisi olan Tevfik Talat Khıt,[42] onun üniversiteyi bitirerek Anadolu’da bir göreve atanmasından sonra ise Ahmet Nuri Varde (Tsağo Nuri) yürütmüşlerdir. Bir süre sonra Tsağo Nuri de, kültür ve eğitim çalışmalarında bulunmak üzere Kafkasya’ya gitmiş, Nalçik (Kabardey-Balkar), Yöresi’ndeki ilk Çerkesce gazete olan “Adıge Sesi”ni (1917) yayınlamış ve Sovyetler Birliği döneminde yaşamını orada tamamlamıştır.[43]
Ğuaze gazetesinin sürekli yazarları arasında Kurmay Binbaşı Met Çunatıko İzzet (Yusuf İzzet Paşa),[44] Sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa’nın oğullarından ve Şehrah gazetesi sahibi Tahir Hayreddin Bey,[45] emekli Mutasarrıf Ahmet Cavit Therkhet (Paşa),[46] Hayriye Melek Khunc,[47] Tiyatro sanatçısı ve yazarı Şahap Rıza Bey, Ahmed Lütfullah Şav,[48] İsmail Neney, Hayrullah Süleyman Yedıc, Rekinda İsmail Zühdü, öğretmen Ömer Hilmi Tsey (Ağumko Tanbolet),[49] Tutereş Aziz, eski diplomat ve Evkaf Nazırı Dığ Mehmed Şemsüddin Paşa,[50] Askeri Dr. Mehmed Ali Pçıhaluk[51], Mekteb-i Mülkiye öğrencisi Talat Tevfik Khıt[52], Yedig Hüseyin (Seyın Tıme),[53] (Ajeğoyko Süleyman Tevfik, Tsağo Ahmet Nuri, Ahmet Latif, A. F. Necat…vb. Kafkas-Çerkes kökenli Osmanlı aydınları bulunmaktadır.
Daha çok siyasi-kültürel bir dergi formatında olan Ğuaze gazetesi, iki yıl süreyle önce Türkçe, sonra da Türkçe ve Çerkesce olarak oldukça düzenli şekilde yayınlandıktan sonra, bazı yazarlarının siyasal ve kültürel gayelerle Kafkasya’ya gitmeleri, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması, yazarları ve çalışanlarının çeşitli görevlere ve cephelere gitmek suretiyle dağılmaları, gerekli finansmanın sağlanamaması gibi nedenlerle, 59. sayısından sonra kapanmak zorunda kalmıştır.
Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti (sonradan adı -galiba yasal nedenlerle-sadece Çerkes “Teavün” Cemiyeti olmuştur) ve Ğuaze gazetesinin çevresinde yer alanlardan Yusuf Suad Neğuç, Tletseruk Harun, Khıdzetl İbrahim,[54] Ts’ağo Ahmed Nuri gibi aydınlar, daha sonraları anayurtları Kafkasya’ya giderek, Şubat 1917 devrimi sonrasında orada da Çerkes dilinde öğretim yapan okullar açılması, Kabardey (Nalçik) Yöresi’nde Adıghe Maq (Çerkes Sesi), Kuban Bölgesi’ndeki Krasnodar-Yekaterinodar’da Krasne Kuban (Kızıl/Güzel Kuban) ve Adıge Gazet (Çerkes Gazetesi) adlı ilk Adıgece gazetelerin yayınlanmasında vb. siyasi ve kültürel faaliyetler içerisinde de önemli roller oynamışlardır.


Ğuaze (12 Şubat 1914) ve gazetenin sahip ve başyazarı Yusuf Suad Neğuc.
Ğuaze gazetesi, Kafkas-Çerkesya sürgünlerinin durumları ve sorunlarıyla ilgili ayrıntılı haber, yazı ve araştırmalara, biyografilere, alfabe tartışmalarına, sözlü halk edebiyatından yapılmış Çerkesce derlemelere yer vermesi yanında, tüm dünyada Çerkes dilinde yayın yapan ilk gazete olması bakımından da önem taşımaktadır. Zaten gazetenin adı olan Ğuaze (Гъуазэ) kelimesi de Çerkes-Adıge dilinde “rehber”, “yol gösteren” anlamlarına gelmektedir.
Anlaşılacağı üzere, Ğuaze, sadece İstanbul’daki Çerkeslere hitap eden bir gazete değildir. Osmanlı’nın Anadolu, Irak, Suriye, Arabistan, Filistin, Ürdün, Mısır gibi çeşitli bölgelerine dağıtılmış ve önemli sorunları bulunan, kadınlı erkekli ve oldukça geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Ayrıca son döneminde, az sayıda da olsa artık Rus Çarlığının baskısı altında yaşamakta olan Kafkasya’daki soydaşları arasında da okuyucuları, aboneleri ve gönüllü bazı muhabirleri bulunmaktadır. Ğuaze’nin 9 Nisan 1914’de çıkan ve bizim ulaşabildiğimiz en son sayısı olan 56. sayısında belirtilen, gazetenin on beş günde bir çıktığı, nüshasının 40 para olduğu vb. bilgiler yanında “Rusya için yıllık abone ücretinin 3 Ruble olduğu”nun da özellikle belirtilmesi, tüm olanaksızlıklara karşın Ğuaze’nin bu dönemde Kafkasya-Çerkesya’da da az çok izlenebildiğini göstermektedir.
Yayınlanan haber, makale ve yorumlar yanında, Met Yusuf İzzet Bey’in (Paşa), o dönemde konusunda tek olan Kafkas Tarihi adlı eseri de önce bu gazetede tefrika edilmiş ve daha sonra formalar halinde ve kitap olarak da yayınlanmıştır. Gazetede, Kafkasya için olduğu kadar Osmanlı-Türk tarihi bakımından da değer ve önem taşıyan Hacı Giranduk Berzeg (1802-1880), Sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa (1819-1890), Ahmet Cavit Therkhet Paşa (1840-1916), Şhaplı Osman Ferid Paşa (1844-1912)…gibi bazı Çerkes büyüklerinin biyografilerine ve az sayıda da olsa bazı fotoğraflara da rastlanmaktadır.
Son derece özverili ve iyi niyetli ama amatör bazı aydınlar tarafından yayınlanmakta olan Ğuaze’de çıkan güncel haberlerde, biyografilerde ve tarih yazılarında ara sıra (kasıtlı olmayan) hatalı bilgiler de verilebilmektedir. Bu hatalar fark edildiğinde, ya da bir uyarı alındığında, daha sonraki sayılarda düzeltilmektedir.
Örneğin, Ğuaze’nin 8. sayısında çıkan ve ünlü bir askeri lider ve Çerkes Milli Meclisi’nin son Başkanı olan Hacı Giranduk Berzeg’in (Soçi,1802-Bandırma,1880) İstanbul’da “Abdullah Biraderler” tarafından çekilerek kartpostal olarak da basılmış bir fotoğrafının da yer aldığı bir biyografisi yayımlanmıştır. Bu biyografide, onunla ilgili bilgiler, kendisinden otuz beş yıl kadar önce doğan ve1846 yılında gittiği Hac’dan Kafkasya’ya dönerken ölen, ünlü “amcası” Hacı Degumuko İsmail Berzeg’e (1766-1846) ait bilgilerle karışmıştır. Sürgün olarak gönderildiği Rodos’tan çağrılarak Balkanlar’da Ruslara karşı “Gönüllü Çerkes Yardımcı Birlikleri”nin Komutanı olarak katıldığı “93 Harbi sonrasında 78-80 yaşlarında iken Bandırma’da ölmüştür ve mezarı Manyas’tadır. Hacı Giranduk Berzeg, Ğuaze’deki biyografisinde, adı geçen bu ünlü akrabasının Kafkasya’daki yaşamının bir kısmı da onunkine eklenmek suretiyle, “93 harbi”ne yüz yaşını geçmiş olarak katılmış ve 110 yaşına kadar yaşamış gibi gösterilmiştir. Adı geçen kişilerin soyadı birliğinden, akraba olmalarından ve yaşam çizgilerinin benzer oluşundan kaynaklandığı çok açık olan bu hata, elbette ki kasıtlı olarak da yapılmamıştır. Ancak işin kötü yanı şuradadır ki, Hacı Giranduk’un bir ilk olan biyografisindeki bu hatalı bilgiler, daha sonraki yıllarda oradan alınmak suretiyle, Türkiye, Suriye, Ürdün ve Kafkasya’da çıkan bir çok yayında da aynen yinelenmiş ve bu durum günümüze kadar gelmiştir. Kafkasya tarihi konusunda yazılı kaynakların azlığından ve olanlara da ulaşmanın zor oluşundan kaynaklandığı açık olan bu gibi bazı hatalara, örneğin Met İzzet Paşa’nın aynı gazetede tefrika edildikten sonra kitap halinde de basılan ve yazıldığı dönem hesaba katıldığında tartışılmaz bir önem taşıyan olan Kafkas Tarihi’nde ve merhum General İsmail Berkuk’un1950’li yıllarda basılan Tarihte Kafkasya adlı değerli eserinde de rastlanabilmektedir.
Ğuaze gazetesinde yer alan çeşitli güncel haberler, örneğin İstanbul’da açılacak olan bir Çerkes okuluna nakdi yardımda bulunanların adlarını içeren uzun listeler vb. incelendiğinde, o dönemde Osmanlı’ya hizmet vermiş olan Çerkes kökenli birçok ünlü müşirin, askeri ve sivil paşaların ve devlet adamlarının adlarına da rastlanmaktadır. Bunların yanında, Balkanlar’dan Anadolu’ya, Irak, Suriye, Ürdün, Arabistan ve Yemen’e kadar her yerde görev yapmakta olan Kafkas-Çerkes kökenli genç subayların, devlet memurlarının, yerel yöneticilerin vb.nın da adları geçmektedir.
Ğuaze’nin sayfalarında, gelişigüzel dağıtıldıkları elverişsiz yerleşim yerlerinde sefalete düşmüş, saldırılara uğrayan, ya da kaybettiği akrabalarını aramakta olan sıradan yurttaşların şikayetlerine ve yardım arayışlarına, ayrıca tüm bu insanların devletin resmi kayıtlarında hiç yer almamış Çerkesce gerçek adları ve soyadlarına, aralarındaki soy ve akrabalık ilişkilerine dair bazı bilgilere de ulaşılabilmektedir. Ğuaze gazetesi sadece bu niteliğiyle bile, günümüzde Kafkasya’da ve Türkiye’de bu konularda yapılmaya çalışılan, oldukça gecikmiş bilimsel araştırmalar ve biyografi çalışmaları için de, önemli ve pek incelenmemiş bir kaynak oluşturmaktadır.
Gazetenin çeşitli sayılarında “Babıali Caddesindeki Çerkes Teavün Cemiyeti İdarehanesi’nde” şu eserlerin de satılmakta olduğu bildiriliyor:
Met (Yusuf) İzzet Bey’in: Kafkas Tarihi (1. Cilt), Evrikalarım: Kadim Hatti’lerin Menşei (1. Cüz), Evrikalarım (Homer Kimdir, İlyada ve Odisse ve Kadim Yunanistan’da Çerkesler) (2. Cüz); Dr. Mehmet Ali Pçıhaluk’un: Çerkes Elifbası; “Bir Adıge Grubu” tarafından hazırlanan: Alfibe; Adzen Ahmed Efendi’nin: Tecvid (Çerkesce-Arapça) ve İman İslam, Şürut-ı salat adlı eserleri; Neğuç Yusuf Suad Bey’in: Tarih-i Enbiya ve İslam konulu Çerkesce eseri; , Ts’ağo Nuri’nin: Hesap (Çerkesce), Jeografi (Çerkesce), Tecvit (Çerkesce) adlı eserleri.
Bunlar yanında Cemiyet üyeleri ve gazetenin yazarlarının o dönemde yayımlanan eserleri de gazetenin okuyucularına ilanlarla duyurulmaktadır. Bu ilanlarda, gazetenin sürekli yazarlarından Hayriye Melek Hunc Hanım’ın Zühre-i Elem (1910) adlı romanı, Şahap Rıza’nın küçük bir Çerkes kızının dramını işleyen İklima (1326/1910) adlı tiyatro eseri, Yusuf Suad Neğuç’un, İslam Peygamberinin yaşamını konu edinen Akvem-üs Siyer (1911) adlı dini eseri… gibi apayrı tür ve konularda eserler yan yana yer almaktadır.
Kebikeç’in 5. sayısında Ğuaze gazetesi hakkında bir makalesi yayınlanmış bulunan Fahri Huvaj,[55] ancak birkaç sayısını incelediği bu gazetenin en çok üzerinde durduğu konuları şu şekilde sıralamaktadır (Özetle):
. Ğuaze’nin üzerinde durduğu temel sorunlar iki ana grupta toplanabilir: A) Bunlardan birincisi Çerkes ulusal ve toplumsal sorunlarıdır ki yaklaşık % 70 ağırlık taşımaktadır. B) İkincisi ise Osmanlı ülkesinin çağdaşlaşma, uygarlaşma sorunudur ki bu da yaklaşık % 30’luk bir ağırlıkla ele alınmakta ve incelenmektedir.
Ğuaze’de Çerkeslerin ulusal ve toplumsal sorunları çerçevesinde üzerinde durulan konular şöyle özetlenebilir: 1) Bugünkü Çerkes ulusal sorununun kaynağı, anayurttan ayrılıştır. Bu olay, Çarlık Rusya’sı yönünden bir sürgün, Osmanlı İmparatorluğu yönünden politik bir başarı, Çerkesler yönünden ise tam bir hezimet ve yok oluşa yürümektir. Bu olay insanlık açısından da bir halkın kıyımı, katliamı olup, kapkara bir lekedir. 2) Osmanlı topraklarındaki Çerkeslerin pek çok toplumsal sorunları vardır. 3) Toplumun yaşadığı sürgün felaketi, bunun getirdiği yokluklar ve çeşitli dış etkenlerin de etkisiyle, Osmanlı topraklarındaki Çerkes grupları arasında varlığını daha da bozulup yozlaşarak sürdüren sosyal sınıflaşmalar ve kölelik sorunu, devlet tarafından uygun önlemler alınarak çözümlenmelidir.
Ğuaze gazetesinin, Osmanlı devletinin çağdaşlaşması ve uygarlaşması ile ilgili olarak üzerinde durduğu konular ise şöylece belirtilebilir:
1) Meşrutiyet yönetimi ve onun sayesinde kazanılmış olan haklar ve olanaklar özenle korunmalı ve geliştirilmelidir. 2) Tutarlı ve kişilikli bir dış politika izlenmelidir. 3) Ekonomi, eğitim, yönetim adalet, sağlık vb. gibi temel konularda Batı’nın deneyim ve birikimlerinden yararlanma yolları aranmalı, ancak asla taklitçiliğe yönelme yoluna gidilmemelidir. Kişilerin yaratıcı yetenek ve becerilerini geliştirip kullanmalarına olanak ve fırsat verilmelidir. Çünkü her ülkenin ve halkın sosyal yapısı ve özellikleri farklıdır. Her toplum kendi sosyal yapısına uygun bir sistem geliştirmelidir. Ayrıca hiçbir taklit, aslı gibi mükemmel ve etkili olamaz.
Sonuç olarak diyebiliriz ki Ğuaze gazetesi, 1908 Meşrutiyet’inin getirdiği sınırlı -ama ulusal-kültürel anlamda bugünkünden çok daha doğru, gerçekçi ve ileri- özgürlük ortamında daha önce sürgün vurgununu ve uzun istibdat dönemini yaşamış Çerkes halkı arasından yetişmiş aydınların, halkına ve tarihe karşı sorumluluk duyarak, ulusal ve evrensel düzeyde oldukça doğru, geçerli ve kalıcı çözümler önererek başarı ile çıkardığı saygın bir yayın organı olarak tarihimizde yerini alacaktır. O günkü koşullarda ne ölçüde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmasa da, bugünkü mantıkla bile doğru tespitler yaparak kitlelere ışık tutabilecek nitelikte bir yayın olarak değerlendirilebileceğini rahatlıkla söylemek ve savunmak mümkündür.[56]
Kafkas (1914)
Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti adına Türkçe-Çerkesce yayınlanmakta olan Ğuaze (1911-1914) gazetesinin 59. sayısıyla kapanmasından sonra, bu gazetenin sahipliği ve başyazarlığını yapan ve Kafkasya’da bir süre kaldıktan sonra İstanbul’a dönen Avukat Yusuf Suad Neğuç tarafından, Ğuaze’nin devamı şeklinde Türkçe-Çerkesce olarak yayınlanmış, aynı format ve içerikte bir gazetedir. Bu gazetenin kaç sayı çıkabildiğini saptayamamakla birlikte, başlayan Dünya Savaşı’nın koşulları nedeniyle, onun yayın yaşamının da pek uzun olamadığını tahmin ediyoruz.[57]
Kafkas gazetesinin 1(60) şeklinde numaralandırılmış ilk sayısında “Pşımaf” imzasıyla “Çerkeslerden kabil-i hitap olanlara!” hitabeden ve Yusuf Suad Neğuç tarafından yazılmış olduğunu düşündüren, “Çerkes Teavün Cemiyeti – Ğuaze” başlıklı bir yazıda, bazı toplum kesimleri (özellikle de zenginler ve Osmanlı’daki Çerkes kökenli paşalar) milli konulardaki kayıtsızlıkları nedeniyle fena halde eleştirildikten sonra şöyle denmektedir:
… Sonuç olarak Ğuaze, Kafkas’a doğru rehberlik değil mi, bunu acziyle beraber Çerkesler için az çok yaptı ve işte nihayet bize Kafkas’ı gösterdi. Şimdi siz ey vunekoşlar! İşittik işitmedik demeyiniz ve iyi anlayınız ki bundan sonra hakikati gizli kapaklı bırakmıyoruz. Hamiyyet ve mürüvvet dedikleri cevherden hisseniz var ise işte gaye ve işte Cemiyet, işte meydan! Sizin ve bizim işimiz Kafkas iledir. Çerkes Cemiyeti’nin emellerinin ilk ve son gayesi odur. Kafkas, Kafkasyalılarındır. Çünkü Kafkas atalarımızın mezarıdır. Mahşer ve ahfadımızın başarısı olacaktır. Mutlaka ama mutlaka öyle olmalıdır. Ona siz de biz de çalışalım. Ta ki Kafkas yükselsin. Kafkas var olsun. Daima yaşasın ve bahtiyar olsun.
Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin yayın organı olarak İstanbul’da 15 günde bir Türkçe ve Çerkes Teavün Cemiyeti (1908) çevresinde oluşturulmuş olan Latin harfli bir alfabeyle Çerkes-Adıgece yayınlanan, iki dilli, edebi- kültürel bir dergidir. Derginin Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti adına imtiyaz sahibi Seza Peukh Hanımdır. Nazmi Paşa’nın kızı ve genç bir öğretmen olan bu hanım, aynı zamanda, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti tarafından İstanbul-Beşiktaş’taki Akaretler semtinde açılmış bulunan Çerkes Örnek Kız Okulu’nun (1919-1923) da müdiresidir. Diyane dergisinin başyazarı ise, Çerkes Kadınları Teavun Cemiyeti’nin kurucu başkanı olan Hayriye Melek Hunc(a) Hanım’dır.[58]

Diyane Dergisi (1920)
Derginin adı olan Diyane sözcüğü, Çerkes-Adıge dilinde “annemiz” anlamına gelmektedir. Derginin ilk sayısındaki yazarları arasında, Hayriye Melek Hunc ve Seza Peukh hanımlarla birlikte, Met İzzet (Yusuf İzzet Paşa), Blenavko Bateko Harun,[59] Cankat Leustenbıy (Lami Cankat), Seyın Tıme (Hüseyin Şem’i Tümer) gibi Çerkes yazar ve aydınları da yer almaktadır.
Bu kişilerin hemen hepsi, daha önce Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti (1908)’nin çalışmalarında da aktif görevler yüklenmiş ve bu dernek adına çıkarılan Ğuaze (1911-1914) gazetesinde vb. yerlerde de yazıları ve kitapları yayınlanmış kişilerdir.
Ankara’daki Milli Kütüphane’de sadece Matbaa-i Osmaniye’de basılmış, 12 Mart 1336 (1920) tarihli 1. sayısı kayıtlı ve mevcut bulunan Diyane dergisinin kaç sayı çıktığı konusunda henüz kesin ve sağlıklı bir bilgiye ulaşamadık. Ancak “saraylı” bir Çerkes-Abhaz kadını olan Leyla Açba’nın anılarında rastladığımız “… Diyane adındaki Çerkes dergisi, Dersaadet’teki bütün Çerkesler tarafından okunurdu ve bu derginin baş müellifi Hayriye Hanım’dı”[60] şeklindeki ibare ve bazı sözlü anılar bize, 15 günde bir çıkacağı belirtilen bu derginin, yayınlandığı dönemin karışıklığına karşın, kısa da olsa daha bir süre yayın hayatında kalmış olduğunu düşündürmektedir.
Derginin ilk sayısında, Hayriye Melek Hunc tarafından kaleme alınan ve Türkçe-Çerkesce (Adıgece) olarak iki dilde yayınlanmış bulunan “Diyane’nin Mesleği Gayesi – Diyanem Yı Guequreyı Quc Eayere” başlıklı başyazıda şöyle denmektedir:
Bütün insanlık, özellikle de bütün küçük ve zayıf milletler gibi Çerkeslik de bugün ağır ve acı bir sınav dönemi geçiriyor. Biz bunu tüm ağırlığı ve acılığı ile hissediyoruz. Fakat inanıyoruz ki, insanlığı ölçen bu büyük deneyim ne kadar sürerse sürsün, ne kadar çeşitli dönemler geçirirse geçirsin hiç şüphe yok ki zafer sonuçta insanlığın olacaktır.
İsteriz ki, halkımız buna güvensin ve hatta bizim gibi inansın, bunun aksine inanmak; onun için felaketlerin belki de en büyüğü olur.
Yüz sene Rus Çarlığı önünde eğilmeyen Çerkeslik, kendisindeki cengaverlik özelliklerinin ne kadar temiz ve yüksek bir dereceye vardığını dünyaya göstermiştir.
Şimdi ise Çerkes varlığı artık başka bir alanda savunma bekliyor. Fikirlerini yaymak amacıyla çıkardığı dergiye Diyane adını veren Çerkes kadınları, bu halkın savaşta gösterdiği cengaverlik duygu ve heyecanının diğer özelliklerine zarar verecek oranda gelişmiş olmasından korkuyorlar.
Cesaretlerin en büyüğü savaşırken gösterilen olmadığı gibi, en büyük zaferlerin de savaşta kazanılanlar olmadığını düşünüyorlar. Uygar dünyada, savaş artık başka meydanlarda ve başka silahlarla yapılıyor.
Biz halkımızı artık bu meydanlarda ve kolunu değil, aklını kullanırken görmek istiyoruz. Bu yüzden Diyane’yi, bizde pek çok bulunduğuna emin olduğumuz aydınlar için belirli bir amacı gösteren bir meşale gibi tutuyoruz. Bu meşalenin altında, gençlerimizi tarih, dil, edebiyat, sanat, müzik ve sosyal yaşamımızı, sanayimizi, özet olarak ulusal varlığımızı inceleyip araştırmaya ve bu varlığı en yüksek derecede geliştirip olgunlaştırmaya da çağırıyoruz. Bu çağrıda pek çok acı çekmiş ve sonunda yavrusunun mutluluk sırrını keşfetmiş bir anne sesinin şefkatli sakınmaları ve huzuru vardır. Eminim ki, gerçek bir ulusal ruh taşıyan her Çerkes de bu sesteki şefkat ve yakınlığı anlayacak, ona koşacak ve onun gösterdiği amaç etrafında kuvvetli bir kitle halinde toplanacaktır.
Met İzzet (Yusuf İzzet Paşa) tarafından kaleme alınan “Diyane, Nam-ı Diğerle Millet Anası” başlıklı yazıda ise derginin adı olan “diyane” kelimesinin Çerkes dilindeki ve eski Yunan ve Latin mitolojilerindeki anlamları incelenerek şöyle deniyor:
Çerkes Kadın Dünyası”nın bir yardımlaşma derneği kurarak ulusal kalkınma hamlesine katılmaya karar vermiş olması çok mutlu bir olaydır. İstanbul’daki saygıdeğer kız kardeşlerimizin oluşturduğu bu derneğin merkez kurulu üyelerinin, ancak bir yıla sığan çalışmalarıyla bir “Örnek Kız Okulu” açmayı başarmaları ve bir yandan ulusal müziğimizi tespit ederek yaymak, diğer yandan da bir “Kimsesizler Yurdu” kurmak için çok ciddi bir şekilde uğraştıklarını görmekle duyduğumuz zevk ve takdir duygularını kelimelerle anlatmamız zordur. Bugün ise bu saygıdeğer derneğin Diyane adıyla bir dergi çıkardığını görmek bizi daha da mutlu etmiştir. Mukaddes ve asil Kafkas’ın kadınlarından oluşmuş bir bilim ve irfan cemiyetinin fikirlerini yayacak olan bir dergiye de bundan daha uygun bir ad verilemezdi!
Bu saygıdeğer derneğin tüzüğünde yönetim kurulunun üstünde Diyane adında yüksek bir denetim kurulunun oluşturulması suretiyle ulusal geleneklere uyulmuş olması da dikkati çeken bir husustur. Şimali Kafkas Derneği’nin tüzüğünde de buna benzer bir “Thamate” Bilim Kurulu bulunmaktadır. . Kafkas, özellikle de Çerkes tarihi kadınlara özgü pek çok gurur verici olaylarla doludur. Çerkes milleti, Doğu halkları içinde kadınlarına en fazla saygı gösteren ve onlara önemli sosyal roller veren bir halktır. Bir Çerkes atlısının yolda rastladığı bir kadının yanından geçerken atından inmesi, bu saygıyı hak eden kadınlara karşı ulusal geleneklerin yüklediği bir zorunluluktur. Kadınlarımız, Kafkasya’daki bağımsızlık savaşlarında gösterdikleri büyük kahramanlık ve fedakarlıkların yanı sıra bu savaşların sonunda yaşanan sürgünde de halkımızın uğradığı felaketlere karşı gösterdikleri fedakarlıklarla ulusal tarihimizde büyük bir şükranla kaydedileceklerdir.
Çerkes kadını daima şefkat ve fedakarlığın sembolü olmuştur. Zahiri görünüşlerinde bir Amazon gibi bağımsız olan Çerkes kadınları, yardımlaşma derneğinin tüzüğünde kullandıkları “diyane” sözcüğünü bu dergi için de seçmiş olmakla, kadınlarımızın izleyeceği yolun daima “şefkat” ve “koruma” esasına dayalı olduğunu kanıtlamışlardır.
Gerçekten Çerkes milletinin bir Dijane’ye ihtiyacı vardı. Bugün doğuşunu sevinçle izlediğimiz ve daima namus, şeref, üstün ahlak, ilim ve irfan gibi meziyetlerle donanmış kadınlarımızın, yetim çocukları şefkatle korumalarından dolayı da sonsuza dek birer “millet anası” olarak yaşamalarını diliyor ve başarılarını kutluyoruz.
Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti tarafından kurulmuş olan “Örnek Çerkes Kız Okulu’nun müdiresi ve genç bir öğretmen olan Seza Peukh tarafından yazılmış olan “Sosyal Yaşamda Kadının Rolü” konulu makale ise şöyledir:
Sosyal yaşamda kadına önemli rol veremeyen toplumlar, uygarlık yolunda henüz adım atamamış olanlardır. Bir halkın uygarlık ölçüsü kadınlarının sosyal yaşamdaki rolü ile doğru orantılıdır. Tarihsel gerçekler de bunu kanıtlamaktadır. Geçmişin aynası olan tarih sayfalarının kadınlarla ilgili kısmı bize gösteriyor ki, kadının toplumdaki sosyal rolü değişikliğe uğramış, büyük devrimlere de öncülük etmiştir.
İnsanlığın doğal yasalarının tam olarak gelişmediği zamanlarda kadın, doğal haklarından mahrum kalmıştır. Yaşamdaki doğal görevleri sonucu geçici zaaflar edinmiş, bir acizlik vadisine sürüklenmiştir.
Güçten başka bir yasanın tanınmadığı zamanlarda kadının bir hakkı olamazdı. Şüphe yoktur ki, gücün ilk tutsakları kadınlar olmuştur. Kadın evinin bir hizmetçisi, çocuklarının bir lalası idi. Öyle bir hizmetçi, öyle mürebbiye idi ki, her türlü hakarete maruz kalabilir ve aile reisinin bir kızgınlığı ile yaşama hakkına bile son verilebilirdi. Kadın serbestçe düşünemez, düşünse bile düşüncelerini eyleme geçiremezdi. Bu yüzden kadın ne tek başına ne de grupsal olarak toplumsal yaşama katılamazdı.
Evde özel ve aşağılayıcı hizmetlerle uğraşan, bazen genel hizmetlere de katılan kadın, doğal yeteneklerini kullanma, onları geliştirme hak ve özgürlüğüne sahip değildi.
İnsan topluluklarının yarısını oluşturmasına karşın manevi haklarının gelişmesinden bütünüyle mahrum bırakılan ve maddi haklarında da bir özgürlüğe sahip olmayan kadının bu mağduriyeti uygarlık tarihini yarı yarıya geciktirdi. İnsanlık bu gerçeği çok geç ve zor anladı. Dinler, düşünceler, yasalar kadınların karşı karşıya olduğu bu zulmü adalet ve insaf ölçüleriyle düzelttiler. Sonunda kadın düşünce özgürlüğü ve bağımsız yaşama hakkını kullanma yetkisine sahip olduğu gibi, bilim ve bilgi alanında da doğal yeteneğinin verdiği güçle yürüyebilmeye hak kazandı.
Kadın, doğal yeteneklerini özgürce kullanabildiği her dönemde toplumların ilerlemesine çok büyük ve yararlı etkiler sağladı. Toplumları, yüceltti ve zirveye ulaştırdı. Kadının alçaltıldığı zamanlarda toplumlar çöküşe sürüklendi. Kadının özgürlüğünün uygarlığa yansıması en çok çağımız tarihinde görüldü. Hiçbir uygar toplum yoktur ki kadının sosyal mevkii yüksek olduğu için yaşamda, bilim ve sanatta geri kalsın ve kadınları erkekleriyle yarışırcasına başarılar kazanmamış olsun. Böyle canlı örneklere sahip bulunan kadına artık sosyal yaşamda yüksek bir yer, güzel bir rol verilmemesi ilkellik dünyasına bir dönüş sayılır.
Çerkeslerde kadının, başlangıcı belirsiz ve geleneksel olarak seçkin bir yeri ve saygınlığı vardır. Çerkes sosyal yaşamı, kadının her türlü kişisel hak ve özgürlüğünü, medeni terbiye ve görgü kuralları çerçevesinde saptamış ve uygar toplumlarda görülen yaşam düzeyine yaraşır bir biçimde saygıdeğer katkılarda bulunmuştur. Çerkeslerde kadın her yerde saygı ve iltifatlara layık görülmüştür.
Toplantılarda kadının daima saygın bir yeri vardır. Yaşça büyük bir kadının huzurunda oturulamaz. Kadının önünde hiddet ve şiddet gösterilemez, hatta ağız dalaşı bile yapılamaz. Yolda yürüyen bir kadının önü kesilemez. Bir kadın geçerken erkek oturamaz, ayağa kalkar. Eğer erkek yolda bir kadına rastlarsa, yol kadınındır. Hatta erkek at üzerindeyse bile, yolu kadına bırakmak ve atından inerek bir kenarda saygılı bir biçimde durmak zorundadır.
Her Çerkes kadını, yaşça kendisinden büyük olmamak koşuyla herhangi bir erkeğe özel işleri için emir verebilir. İstenen iş ne kadar güç olursa olsun, erkek bu hizmetten kaçamaz. Kaçması khabze’ye, yani Çerkes sosyal kurallarına aykırı olacağından onun erkeklik onuruna zarar verir.
Düşmanından kaçarak bir kadına sığınan erkeğin savunulmadan teslim edilmesi kadını perişan eder. Kadının sosyal mevkii çok yüksek sayıldığı içindir ki, böyle bir sığınma erkek bakımından pek onurlu bir davranış olarak kabul edilmese de, ayıp da sayılmaz.
Kısaca, kadına ilişkin bunlara benzer nice “khabze” (gelenek) vardır ki, bunlar Çerkes kadınının büyük bir sosyal yetkiye sahip olduğunu, onurlu, şefkatli, gururlu ve aynı zamanda özverili ve saygıdeğer olarak yetiştirildiğini göstermektedir. Bu da Çerkes toplumsal yaşamında sağlam bir uygarlığın var olduğunu kesin olarak kanıtlamaktadır.
Suriye’de doğmuş bir Çerkes aydını olan Blenav Batuk ise “Ulusal Dilin Bilim ve Uygarlıktaki Önemi”ni belirttiği makalesini şu sözlerle bitirmektedir:
Bir halktan yabancı dillerle de birçok düşünür yetişebilir. Ancak bunlar hiçbir zaman o milletin sosyal ruhunu yansıtamazlar. Bu nedenle de o millette bir sosyal değişim, bilimsel bir devrim meydana getiremezler. Biz Çerkesler bunun pek açık bir örneğini oluşturuyoruz.
Bugün (sürgündeki) Çerkesler arasında Arap ve Türk dillerinde yetişmiş pek çok aydın ve bilim adamı vardır. Kafkasya halkı yüzde otuz civarında bir oranda Arapça ve Rusça da konuşur. Türkiye’de de aynı miktarda, belki daha da fazla gelişmiş aydın vardır. Bununla beraber ne Kafkasya’da Arapça bilenler, ne de Türkiye’de Türkçeyi öğrenenler Çerkes halkına gereken modern zihniyeti verememişlerdir. Çerkes halkının layık olduğu modern düşünce tarzına sahip olamadığını gören, bir toplumun başka bir dille bilim ve uygarlık yaşamında önemli bir değişme oluşturamayacağını anlayan aydınlarımız, artık amaca ulaşmak için en kısa yol olan milli dil ile eğitim ve öğrenim yapmaktan başka sağlam bir kurtuluş çaresi olmadığını kavramışlardır.
Beşiktaş’ta açtığı bir Kız Okulu ile bu gerçek ve ulusal inancı eyleme geçirdiği eserlerle taçlandıran Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’ni toplumların olgunlaşma tarihi adına kutlayıp takdir ediyor ve Türkiye Çerkeslerinin bilimsel yaşam ve özgürlük düzeyinde mükemmel ve eşsiz eserin ibresindeki bir yükseliş, onurlu bir insanlık ve millet abidesi olarak kabul ediyorum ve sürekliliği için gayret sarf edilmesini halkımdan diliyorum.
Diyane’nin bu sayısında yer alan diğer yazılar arasında Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti çevresindeki aydınlardan biri olan Cankat Leustenbiy’in (Lami Cankat) “Khabze” (Çerkes Gelenekleri) konusundaki bir makalesi de yer alıyor. “Çerkesce Gramer Kitabının Değerli Yazarına” başlıklı yazıda ise Seyın Tıme (Hüseyin Şem’i Efendi)’nin Şimali Kafkas Derneği tarafından 1919 yılı içinde İstanbul’da yayınlanan Adıge Serf (Çerkes Dili Grameri) adlı Çerkesce eserinin tanıtımı ve eleştirisi yapılıyor. Aynı sayfalarda, aydın bir din adamı-hukukçu-yazar ve şair olan Seyın Tıme’nin soydaşlarını birliğe çağıran “Zevssuxu” (Birlik Olun) başlıklı, Çerkesce uzun bir şiirine de yer verilmiş.
Dergideki “İlanlar” sayfasında ise Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti’nin gözetiminde kurulan Dikimevi’nde çok ucuza, modaya uygun, her çeşit kostüm, tayyör, abiye elbise, işli ve süslü çamaşır takımları, Çerkes kadın, erkek çocuk elbiseleri ve takımları dikilerek, siparişlerin gününde teslim edildiği”, “Akaretler’deki Çerkes Örnek Kız Okulu’nda, İngiltere’de okumuş bir kişi tarafından İngilizce dersleri verildiği”, koşulları öğrenmek, Çerkes müziği ve piyano dersi almak ve Çerkesce kitaplar temin etmek isteyenlerin de bu okula başvurabilecekleri” belirtiliyor.
Sonuç olarak: Osmanlı devletinin, Meşrutiyet devrimi (1908) ile bu devletin sona ermesi (1923) arasındaki son on beş yıllık dönemi, savaşlar ve iç karışıklıklarla dolu olmasına karşın yine de, 1860’lı yılların başından itibaren bir soykırımı ve kitlesel sürgünlerle yurtlarından atılarak Osmanlı topraklarına canlarını atan Kafkasyalı-Çerkesler bakımından, ulusal kültürlerini koruyup geliştirebilmeleri açısından oldukça verimli, fakat yarım kalan bir dönem olmuştur.
Meşrutiyet’in getirdiği olanaklar sayesinde, bu dönemde oluşturdukları Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti (1908), İstanbul’da Kafkasyalılar Arasında Neşri Maarif Cemiyeti (1914), Kafkas İttihad Cemiyeti (1915), Şimali Kafkas Cemiyeti (1918), Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti (1919), Kafkas Teali Cemiyeti (1920) gibi sosyo-kültürel kuruluşlar sayesinde, Kafkasya’da ve sürgünde ulusal kültürün geliştirilmesi için önemli hazırlık çalışmaları yapılmıştır. Çerkes (Adıge) ve Abhaz dillerinin Arap ve Latin esaslı alfabeleri hazırlanarak Osmanlı topraklarındaki Çerkes yerleşim yerleri yanında anayurt Kafkasya’da bile bir ölçüde yayılmış, Kafkasya’ya öğretmenler ve anadilde basılan kitaplar gönderilmiş, bazı okullar açılmış, Çerkes diline, Kafkasya’nın tarihine ve kültürüne yönelik araştırmalar yapılarak yayınlanmıştır.

Huseyin Şem’i Efendi (Şair ve Yazar Seyın Tıme)
Kısaca tanıtmaya çalıştığımız Ğuaze (1911-1914), Kafkas (1914), Diyane (1920) gibi ilk Türkçe-Çerkesce süreli yayınlar da bu dönemde çıkmaya başlamıştır. Ancak söylemek gerekir ki, sonraları uygulanan baskı politikaları nedeniyle, günümüzde bu kültür eserlerinin birçoğunu değil kütüphanelerde, bibliyografik kayıtlarda bile bulmak çok zor olmaktadır. (1960’lı yılların başlarında Düzce’deki Çerkes köylerinde konuştuğumuz bazı yaşlı Çerkes kadınları, yaratılan baskı ve korkular nedeniyle, İstanbul’dan köy okullarına ve öğrencilerine dağıtılmak üzere gönderilmiş Çerkes alfabelerini, hatta Mevlid vb. dini kitapları paketler halinde, bahçelerindeki fırınlarda yakarak nasıl yok etmek zorunda kaldıklarını utanarak, tüm içtenlikleri ve o güzelim Çerkesceleriyle çok canlı bir şekilde anlatmışlardı). Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ülkede Kafkas kültürüne ve dillerine yönelik yayınlar ve eğitim çalışmaları bütünüyle olanaksız hale getirilmişti. Gerçekten de 1923 yılından 1950’li yılların başlarına kadar Türkiye’de Kafkasyalılar tarafından kendi öz kültürlerine ve dillerine yönelik olarak bir tek süreli yayın bile çıkarılamamıştır. Devlet kurumlarının ve üniversitelerin Kafkas dilleri ve kültürü konusunda gerçek anlamda bilimsel araştırma ve yayın yapmaları ise, zaten hiçbir dönemde bahis konusu bile olmamıştır.
Böylesine süren 30 yıllık bir kopukluk döneminden sonra, çok partili sisteme geçilmesi ve 1950 yılında yapılan seçimler sonrasında, asgari bir demokratik ortamın oluşmasına bağlı olarak, İstanbul’da kurulan Kafkas Kültür Derneği çevresinde, Abhaz gazeteci İsmail Ziya Bersis ve arkadaşları tarafından çıkarılan bir Kafkas Dergisi (1953) ile Kafkasyalı yurttaşlar tarafından çıkarılan amatör bazı süreli yayınlar, ağır aksak da olsa yeniden ortada görülmeye başlamıştır.
Kaynakça :
Aksoy, Elmas Zeynep, Çerkes Teavün Cemiyeti ve Faaliyetleri; (Yayınlanmamış Lisans Tezi). Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü. İstanbul 2002.
Aksoy (Arslan), Elmas Zeynep: Circassian Organizations in the Ottoman Empire (1908-1923); (Osmanlı İmparatorluğunda Çerkes Örgütleri (1908-1923); (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) (Master of Arts in History). (Danışman: Yrd. Doç. Dr. Yavuz Selim Karakışla). Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Tarih. İstanbul 2008.
Berzeg, Sefer E., Gurbetteki Kafkasya’dan Belgeler; Ankara 1985.
Berzeg, Sefer E., Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü; Samsun 1995. Berzeg, Sefer E., Kafkasya Bibliyografyası; Chiviyazıları. İstanbul 2004.
Berzeg, Sefer E., Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (1917-1922); 1-2-3, Birleşik Kafkasya Derneği. İstanbul 2003-2006.
Berzeg, Sefer E., Düzce ‘den Kafkasya’ya Gerçek Bir ‘Dönüşçü”nün Öyküsü: Yusuf Suad Neğuç;
Ankara 2020.
Çoçiyev, G. V., Северокавказские Черкесскиеорганизации в Турции 1908 1923 гг. (Türkiye’deki Kuzey Kafkas (Çerkes) Örgütlenmeleri (1908-1923); Kuzey Osetya Beşeri ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü. Vladikavkaz 2009.
Chochiev, Georgi: “Caucasian Newspaper in the Late-19th Century Cairo: ‘İttihad Gazetesi'”; FolklorIEdebiyat, Cilt: 20, Sayı: 78, S. 225-237. Cyprus International University (CIU), 2014. (www.dergipark.org.tr/tr/dovnload/article-file/255631).
Diyane (Çerkes Kadınları Yardımlaşma Derneği’nin Düşünce Yayınıdır); Osmanlıcadan çeviren: Fikri Tuna. Asyayın, Belge Dizisi: 1. İstanbul 2004. (16 s.)
Gide, Fatih; “1911-1914 Yılları Arasında İstanbul’da Yayınlanan Ğuaze (Rehber) Gazetesi Işığında Osmanlı Devletinde Yaşayan Çerkesler’in Siyasi ve Sosyo-Kültürel Faaliyetleri”; (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi). Nevşehir Üniversitesi 2011.
Güsar, Vasfi: “Çerkes Teavün Cemiyeti”; Kafkasya (Kültürel Dergi), No: 47, Ankara 1975.
Güsar, Vasfi: “İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”; Kafkasya (Kültürel Dergi), No:
48, Ankara 1975.
Huvaj, Fahri: “Çerkeslerin İlk Gazetecilik Deneyimi”; Kebikeç, Yıl: 2, Sayı: 5, s. 51-60. Ankara
1997.
İstanbul Kütüphanelerindeki Eski Harfli Türkçe Kadın Dergileri Bibliyografyası (1869-1927); Metis Yayınları. İstanbul 1992. S. 28-29
Karakışla, Yavuz Selim: “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”; Toplumsal Tarih, Sayı: 88, S. 3943, İstanbul, Nisan 2001.
Öz: Büyük Sürgün’den sonra Osmanlı ülkesine yerleşen ve bürokrasi kadar entelektüel dünyaya da katılan Kafkas-Çerkes göçmenler, basın-yayın dünyasında birçok yayına imzalarını attıkları gibi, 1908’den itibaren kendi kültürlerine yönelik yayıncılığa da başlamışlardır. Özellikle Türkçe-Çerkesce yayın yapan Ğuaze, Kafkas ve Diyane Çerkesce ilk yayınlar olarak dikkat çekmektedir.
Anahtar sözcükler: Çerkes basın yayıncılığı, Ğuaze, Kafkas, Diyane.
***
Periodicals Published by Caucasian (Circassian) Individuals and Groups in the Ottoman Lands (1864-1923)
Abstract: The Caucasian-Circassian immigrants who settled in the Ottoman Empire after the “Great Exile” became a part of the bureaucratic and intellectual life. Alongside their considerable contribution in the Ottoman press, they also started publications aimed at their own cultural circles after 1908. The bilingual Turkish and Circassian Ğuaze, Kafkas and Diya-ne newspapers had been especially noteworthy as earliest publications in Circassian language.
Key words: Circassian press, Ğuaze, Kafkas, Diyane.
***
[1] Bkz: Ali Kasumov-Hasan Kasumov, Çerkes Soykırımı, Çerkesler’in XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi, Kafkas Derneği (Kafder) Yayını, Ankara 1995.
Walter Richmond, Çerkes Soykırımı, çev. Erdoğan Boz, Koyusiyah Yayınları, Ankara 2018. Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü (Gerçek Tarihi ve Politik Nedenleriyle), Ankara 1996.
[2] Sefer E. Berzeg: Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995.
[3] “… Abdülhamit II, bu dillerden başka, sarayda olup bitenleri anlamak için Çerkesce öğrenmişti. Bu dili iyi konuşamamakla beraber anlıyordu” (Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, VIII. Cilt, TTK Yayınları, Ankara 1983, s. 249.
[4] Memduh Ceylan, “Ahmet Midhat Efendi (Hağur)”, Nartların Sesi, Sayı: 17, Ankara 1976.
[5] Seyın Tıme, “Ahmet Midhat Hağur”; Yeni Kafkas, Sayı: 2, İstanbul 1957.
[6] Blenay Batuk, Çerkes Elifbası-Cerqes Eelfıb; (Önsöz Bölümü), Şimali Kafkas Cemiyeti, Mektep Kütüphanesi, No 1. İstanbul 1335. Önsözün yeni harflerle basılmış metni için: “Bir Alfabe Önsözü”; Yamçı, Sayı: 7-16, Ankara 1978, s. 71-75.
[7] Sefer E. Berzeg, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Demokratikleşme Savaşımı ve Kuzey Kafkasyalılar (1859-1908)”; Kafkasya Gerçeği), Sayı: 4, Samsun 1991.
[8] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jöntürklük (1889-1902), İstanbul, s. 633.
[9] Sefer E. Berzeg, Gurbetteki Kafkasya’dan Belgeler; Ankara 1985.
[10] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 97 (Devirdin 1-13. Sayıları Hakkı Tarık Us Kütüphanesi’nde mevcuttur).
[11] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 169 (Dağarcık’ın 1-10 sayıları adı geçen kütüphanede mevcuttur).
[12] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 203 (Adı geçen makalenin sadeleştirilmiş metni için bakınız: “Çerkesya’da Hükümet Şekli ve Uygarlık Düzeni”. Yeni Forum Dergisi, Sayı: 312, Ankara 1995, s. 38-42).
[13] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 203.
[14] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 265.
[15] Bkz: Tülay Ercoşkun, “Ahmed Saib ve Sancak Gazetesi”; Kebikeç, Sayı: 26, Ankara 2008, s. 97-144.
[16] Asaf Tugay, İbret- Abdülhamit’e Verilen Jurnaller ve Jurnalciler, İstanbul 1962, s. 60.
[17] Biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 175-177.
[18] Biyografisi için bakınız: Sefer E. Berzeg, “Hüseyin Tosun Şhaplı”; Çerkes-Vubıhlar, Soçinin İnsanları, Ankara 2013, s. 501-507.
[19] Uygur Kocabaşoğlu, ‘Hürriyef’i Beklerken (İkinci Meşrutiyet Basını), İstanbul 2010, s. 62-63. Mahmut Sadık ve Abdullah Zühdü’nün biyografileri s. 88-90 ve 113-114.
[20] Ahmet Saib Bey (Kaplan), 1918’de bağımsızlığını ilan etmiş olan Kafkasya Dağlıları Birliği (Kuzey Kafkasya) Cumhuriyeti Hükümeti’nde Bakanlık görevlerinde bulunan Raşit Han Kaplan(ov)’un yeğenidir. Bkz: Mehmet Perinçek – Arda Odabaşı, Stambulskie Novosti’de Jön Türk Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013, s. 30.
Tülay Ercoşkun, “Ahmed Saib ve Sancak Gazetesi”; Kebikeç, Sayı: 26, Ankara 2008, s. 97144.
[21] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 172.
[22] Bkz: Abdullah Magomedov, Дагестан и Дагестанцы в мире. (Dağıstan ve Dünyada Dağıstanlılar), Mahaçkala 1994, s. 78.
Mehmet Perinçek – Arda Odabaşı, Stambulskie Novosti’de Jön Türk Devrimi, Kaynak Yayınları, İstanbul 2013.
[23] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 169. Muhlis Sabahaddin Bey’in biyografisi için bakınız: Sefer E. Berzeg, Çerkes-Vubıhlar, Soçi’nin İnsanları (Portreler), Ankara 2013, s. 209-214.
[24] Zafer Toprak, “Bir Evrak-ı Muzırra: Şehrah Gazetesi”, Tarih ve Toplum, Sayı: 37, Ocak 1987, s. 46-47.
Uygur Kocabaşoğlu, ‘Hürriyef’i Beklerken (İkinci Meşrutiyet Basını), İstanbul 2010, s. 62-63.
[25] Konuyla ilgili olarak bakınız: İlk Çerkes Feminist; Jıneps (Gazetesi), S. 10. İstanbul, Ağustos 2011.
Kadınlar Dünyası (1-50. Sayılar) Yeni Harflerle (1913-1921), haz. Fatma Büyükkarcı-Tülay Gençtürk Demircioğlu, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı. İstanbul 2009. Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, İstanbul 2010 (Geliştirilmiş 3. Baskısı), s. 133-404; İstanbul Kütüphanelerindeki Eski Harfli Türkçe Kadın Dergileri Bibliyografyası (18691927), Metis Yayınları, İstanbul 1992, s. 250-305.
Şefika Kurnaz, Osmanlı Kadınının Yükselişi, Ötüken, İstanbul 2013, s. 201-226, 317-322. Aynur Demirdirek, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışlarının Bir Hikayesi, İmge Kitabevi, Ankara 1993, s. 49-58, 105-108.
[26] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 301.
[27] Bkz: Sefer E. Berzeg: “Kurtuluş Savaşında Samsun Basını ve Ahali Gazetesinin Öyküsü”, Kuzeysu, Sayı: 7, Samsun 1990, s. 12-14.
Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 200. Ömer Sami Coşar, Milli Mücadele Basını, Gazeteciler Cemiyeti Yayınları, İstanbul, s. 251.
[28] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 200. Sabancalı Hakkı Bey’in biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Çerkes-Vubıhlar Soçi’nin İnsanları, Ankara 2013, s. 465-469,
[29] Tarık Mümtaz’ın biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 113-114.
Fuat Dündar, “Kafkasya Hakkındaki Yasaklı Yayınlar (1920-1944)”, Kafkasya Yazıları, Yıl:1, Sayı:1, İstanbul, İlkbahar 1997, s. 36-37.
Mustafa Yılmaz, “Cumhuriyet Döneminde Bakanlar Kurulu Kararı ile Yasaklanan Yayınlar (1923-1945)”, Kebikeç, Sayı: 6, Ankara 1998, s. 53-80.
[30] Selçuk Gürsoy, “İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı ve Liva El-İslam Dergisi”, Toplumsal Tarih, Sayı: 49, s. 37-46; Ocak 1998 ve “Liva El-İslam’da Enver Paşa’nın Yazıları”; a.g.d. Sayı 50, Şubat 1998, s. 23-35.
Dr. Yusuf Gedikli, Enver Paşa. Nutukları, Makaleleri, Bazı Beyannameleri ve Mektupları. Ufukötesi Yayınları, 2005, s. 79-102.
Fatih Mutlu, “Rövanş İçin Yanıp Tutuşanların Dergisi Liva El-İslam”, Diriliş Postası (Gazetesi), İstanbul, 20-21-22 Mart 2015.
[31] Ekmeleddin İhsanoğlu, Mısır’da Türkler ve Kültürel Mirasları, IRCICA, İstanbul 2006, s. 289, 526-27.
[32] M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük; Cilt: 1, İstanbul, s. 633.
[33] Georgi Chochiev: “Caucasian Newspaper in the Late-19 th Century Cairo: ‘İttihad Gazetesi'”; FolklorIEdebiyat, Cilt: 20, Sayı: 78, Cyprus International University (CIU), 2014, s. 225-237. (w.w.w.dergipark.org.tr/tr/dovnload/article-file/255631)
[34] Lokh Mehmed Emin Bey ve Lokh ailesi hakkında geniş bilgi ve fotoğraflar için bkz: Dilek Burak, Loh Burak Ailesi, Kafkasya’dan Osmanlı’ya Gelen Prensler, kendi yayını, İstanbul 2014.
[35] Ali Birinci, “Meşrutiyet Matbuatı (1324-1325), IV”, Kebikeç, Sayı: 5, Ankara 1997, s. 61.
[36] Ali Birinci, “Meşrutiyet Matbuatı (1324-1325), II, Kebikeç, Sayı: 3, Ankara 1997, s. 72.
[37] Raif Kaplanoğlu, Meşrutiyetten Cumhuriyete Bursa (1876-1926), Avrasya Etnografya Vakfı Yayınları, İstanbul 2006, s. 200, 243, 281.
[38] Vasfi Güsar’ın Biyografisi için bkz: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 116-117.
[39] Hakkı Tarık Us Kütüphanesi Süreli Yayınlar Kataloğu, İBB Yayınları, İstanbul 2006, s. 145.
[40] Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti için bkz: G.V. Çoçiyev: Изисториидеятельности Черкесского Общества Единения и Взаимопомощи в Османскойимперии в 19081914 гг. (Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’nda 1908-1914 Yıllarındaki Faaliyetleri). Вестник, (Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Beşeri Araştırmalar Enstitüsü Dergisi), Sayı: 10, Nalçik 2003, s. 23-49. / G. V. Çoçiyev: Северокавказские (Черкесские) организации в Турции 1908-1923 гг.; Kuzey Osetya Beşeri ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü. Vladikavkaz 2009. / Mefeş’uko Şengül: Хэхэс Адыгэхэмяапэрэлъэпкъфэлэжьэгупчэхэр; (Sürgündeki Çerkeslerin İlk Milli Örgütleri). Псалъ (Dergisi), Sayı: 4 (7), Mıyekuape/Maykop 2007, s. 203-212. (Çerkesce)
[41] Geniş bir biyografisi için bakınız: Sefer E. Berzeg, Yusuf SuadNeğuç: Düzçe’den Kafkasya’ya Gerçek Bir ‘Dönüşcü’ nün Öyküsü, Ankara 2020.
[42] Biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Çerkes-Vubıhlar, Soçi’nin İnsanları (Portreler), Ankara 2013, s. 413-415.
[43] Ahmet Nuri Tsağo hakkında bkz: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 247-250. Aynı yazarın: Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (19171922), Cilt: 3, BKD Yayını, İstanbul 2006, s. 421-423. / Hak’uaşeAndrey- Kalmık Adnan, ЦагъуэНурый-Тхыгъэхэр; (Tsağo Nuri-Eserleri, Çerkesce), Nalçik 1993. / Z. M. Naloyev, AдабБаксанскогокултурногодвижения; (Baksan Kültür Hareketi, Çerkesce-Rusça), Nalçik 1991.
[44] Met İzzet Paşa’nın biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, s. 180-182. Aynı yazarın: Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (19171922); Cilt: 3, BKD Yayını, İstanbul 2006, s. 361-363.
[45] Biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar, s. 259-60.
[46] Ahmet Cavit Paşa’nın biyografisi için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, s. 9-10.
[47] Hayriye Melek Hunc(a) için bakınız: Betül Mutlu, Asi ve Duygulu Bir Ses: Hayriye Melek Hunc, Ürün Yayınları, Ankara 2012. / Sefer E. Berzeg, Çerkes Vubıhlar, Soçi’nin İnsanları, s. 422-429. / Meral Çare (Çızemuğ), “Bir Çerkes-Ubıh (Vubıh) Yazar Kadın Portresi: Hayriye Melek Hunc”; (I-IV)”; Jıneps (Aylık Gazete), 1. Bölüm: Kasım’2018 (s. 6), 2. Bölüm: Aralık 2018 (s. 6), 3. Bölüm: Ocak 2019 (s. 14), 4. Bölüm: Şubat 2019 (s. 17), İstanbul, Kasım 2018- Şubat 2019.
[48] Ahmet Lütfullah Şav için bkz: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, s. 225.
[49] Tsey Ömer Hilmi (Ağumko Tenbolet) için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, s. 255-256. / Bechımko Mustafa Şaban Uğur, Reyhanlı Çerkesleri İle Direnen Kültür, Apra Yayıncılık, İstanbul 2020, s. 56-59.
[50] Mehmed Şemsüddin Paşa için: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, s. 255-256.
[51] Dr. M. Ali Pçıhalık’un biyografisi için bkz: Dr. Vasfi Güsar, “Dr. Mehmet Ali Pçihaluk”, Kafkasya, Sayı: 37, İstanbul 1973, s. 30-32. / Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, s. 209.
[52] Khıt Tevfk Talat (Demirkan)’ın biyografisi: Sefer E. Berzeg, Çerkes Vubıhlar, Soçi’nin İnsanları, s. 413-415.
[53] Yedig Hüseyin (Seyın Tıme) için bkz: Sefer E. Berzeg, Seyın Tıme (Hüseyin Şem’i Tümer) Sürgünde Doğmuş Bir Kafkas Şairi, Kafdav Yayınları, Ankara 2010.
[54] Tletseruk Harun ve Khıdzetl İbrahim için bkz.: Sefer E. Berzeg, Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995, İbrahim Hızel (s. 123), Harun Tletseruk (s. 242-243). Aynı yazarın: Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti (1917-1922), Cilt: 3, BKD Yayını. İstanbul 2006, “İbrahim Hızel (s. 315-316), “Harun Tletseruk” (s. 431-432).
[55] Fahri Huvaj, “Çerkeslerin İlk Gazetecilik Deneyimi: Ğhuazf, Kebikeç, Yıl: 2, Sayı: 5, Ankara 1997, s. 51-60
[56] Fahri Huvaj, “Çerkeslerin İlk Gazetecilik Deneyimi: Ğhuaze”, Kebikeç, Yıl: 2, Sayı: 5, Ankara 1997, s. 51-60.
[57] Yusuf Suad Neğuç tarafından İstanbul’da Çerkes Teavün Cemiyeti ve Kafkas İttihad Cemiyeti çevrelerinde çıkarılan bu Kafkas (İstanbul 1914) gazetesi ve 1919 yılında Bursa’da kurulan Şimali Kafkas Cemiyeti çevresinde, Abdullah Kerim Bey tarafından Türkçe olarak haftada üç gün yayınlanan diğer Kafkas (Bursa, 1919) gazetesi, bazı araştırmalarda ve kataloglarda birbiriyle karıştırılmaktadır, ayrı yayınlardır.
[58] Biyografileri için bakınız: Sefer E. Berzeg, Çerkes-Vubıhlar, Soçi’nin İnsanları (Portreler), “Hayriye Melek Hunc” (s. 422-429), “Seza Üçer (Peukh)” (s. 452-53).
[59] Blenavko Bateko Harun için bkz: Şhelekho Abu, “Батэкъо Хьарун, кГэлэегъадж, ш1эныгъэлэжь, усак1о”, (Öğretmen, Bilimadamı ve Şair Bateko Harun), РТсалъ (Dergisi), No: 4 (7), Mıyekuape/Maykop 2007, s. 51-59 (Çerkesce). / Catford, J. C. : “The Circassian Orthography of Harun Batequ”, A. Sumru Özsoy (editör): Proceedings of the Conference on Northwest Caucasian Linguistics (10-12 October 1994); Studia Caucasologica III, Instituttet for sammenlignende kultur forskning, Novusforlag-Oslo 1997, s. 20-36.
[60] Leyla Açba, Bir Çerkes Prensesinin Harem Hatıraları, Timaş, İstanbul 2010, s. 189.
Alıntı: Kebikeç Dergisi, Sayı: 51, 2021

