17 Aralık 2025 Çarşamba Günü Saat 09.30-17.00 saatleri arasında Litvanya’nın Başkenti Vilnius Parlamento Binasında Amerika, İsrail, Ürdün, Gürcistan, Almanya, Türkiye, Hollanda gibi farklı ülkelerden Çerkes Kurum ve aktivistlerinin katılımı ile Çerkes Soykırımı Konferansı gerçekleştirildi.
Konferans öncesi Litvanya’da buluşan Çerkesler, aralarında seçtikleri temsilciler ile Başta Litvanya Dışişleri Bakanı olmak üzere birçok Milletvekili ile görüşmeler yaptı. Konferansa Çertav adına yönetim kurulu üyesi Avukat Tuğçehan Erdoğan ve Bilim Kurulu Üyesi Nurgün Koç katıldı. Konferansta İngilizce, Rusça, Litvanca ve Çerkesçe olarak 54 tebliğ sunuldu.
Sunumların tamamında 1763-1864 yolları arasında Rus İmparatorluğunun; Batı Kafkasya’yı işgali sırasında Çerkes ulusuna uyguladığı soykırım harekatı ve sonrasında uyguladığı sürgün üzerinde duruldu.
Konferans sonrası Çerkes ve Çerekes dostu konumundaki STK, Aktivist, Akademisyen, Politikacı, Tarihçi ve Kuzey Kafkasya Halkı Temsilcileri ÇERKES SOYKIRIMININ TANINMASI için Litvanya Parlamentosuna ıslak imzalı bir dilekçe ile resmi başvuruda bulundu.
Çerkes Kurum Temsilcileri ve aktivistler konferans sonrası 18 Aralık 2025 Perşembe günü bir araya gelerek genel durum değerlendirmesi yapmış ve sürecin etkili ve devamlı bir şekilde takip edilmesi konusunda mutabık kalmışlardır.
LİTVANYA PARLEMENTOSUNA DİLEKÇE
Litvanya Cumhuriyeti Seimas’ına
Vilnius, Litvanya Cumhuriyeti
17 Aralık 2025
Sayın Meclis Başkanı Juozas Olekas ve Seimas’ın Saygıdeğer Üyeleri,
Bizler, 17 Aralık 2025 tarihinde Litvanya Cumhuriyeti Seimas’ında düzenlenen “Tarih ve Çağdaş Siyaset Bağlamında Çerkes Soykırımı” uluslararası konferansında bir araya gelen Çerkesler ve Çerkes halkının dostları olarak, bu çağrıyı değerlendirmeniz üzere saygılarımızla sunuyoruz.
1763 ile 1864 yılları arasında Rus İmparatorluğu, Batı Kafkasya’daki Çerkesya’yı işgali sırasında Çerkes ulusuna karşı sistematik bir yok etme harekâtı yürütmüştür.
Bu 101 yıllık savaş boyunca yüz binlerce Çerkes öldürülmüş; köyler, kasabalar, kültür merkezleri, ormanlar ve tarım arazileri yakılıp yıkılmış; aileler parçalanmış ve kasıtlı kıtlık ve hastalıklar birer yok etme aracı olarak kullanılmıştır.
Nüfus zayıflayıp tükendiğinde, İmparatorluk 1864’te planlı bir kitlesel sürgün başlatmıştır. Sonuç olarak, Çerkes nüfusunun % 90’ından fazlası ya öldürülmüş ya da sürgüne zorlanmıştır. Yüz binlercesi, sürgün sırasında açlık, salgın hastalıklar ve ağır hava koşulları nedeniyle hayatını kaybetmiştir. 6.000’den fazla Çerkes yerleşimi, kültürel alanı ve tarihi mekanı silinerek, Çerkes tarihinin sistematik olarak çarpıtılmasının ve bölgenin İmparatorluğa sadık gruplarla iskan edilmesinin yolu açılmıştır.
Bu olaylar, İngiltere, Fransa, Osmanlı İmparatorluğu ve hatta Rusya’nın kendisi de dahil olmak üzere dönemin büyük güçlerinin resmi kayıtlarında ve raporlarında ayrıntılı olarak belgelenmiştir.
9 Aralık 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde belirtilen tanıma göre, Rus ordusu Çerkes halkını yok etme kastıyla soykırım tanımında listelenen tüm eylemleri gerçekleştirmiştir:
(a) Gruba mensup olanların öldürülmesi;
(b) Gruba mensup olanlara ciddi bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
(c) Grubun fiziksel varlığını kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi;
(d) Grup içinde doğumları engellemeye yönelik tedbirlerin dayatılması;
(e) Gruba mensup çocukların zorla başka bir gruba nakledilmesi.
Bu eylemlerin Rus ordusu tarafından sistematik olarak uygulandığını detaylandıran kapsamlı belgeler ve sayısız rapor mevcuttur.
Bugün, Rusya Federasyonu sınırları içinde yaklaşık bir milyon Çerkes yaşarken, birkaç milyon Çerkes daha 161 yıl önce yaşanan trajedilerin kalıcı bir mirası olarak dünyanın dört bir yanına dağılmış durumdadır.
Rusya’da ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, Çerkeslerin ulusal kaygılarını açıkça tartışmalarını veya dile getirmelerini engellemekte; toplum liderlerinin veya sivil toplum kuruluşlarının bu sorunlarla yapıcı bir şekilde ilgilenme çabaları ise devlet yetkilileri tarafından sıklıkla küçümseyici veya engelleyici tepkilerle karşılanmaktadır. Sonuç olarak, Çerkes kimliğinin temel bileşenleri olan dili, kültürü ve tarihsel hafızası, devam eden ve ciddi risklerle karşı karşıyadır.
Buna rağmen, Rus İmparatorluğu, Sovyetler Birliği veya Rusya Federasyonu tarafından herhangi bir adalet, tanıma veya tazminat girişimi olmamış; aksine, mevcut politikalar Çerkes gençlerinin yasadışı gözaltına alınması, kötü muamele görmesi ve kaybedilmesi gibi siyasi güdümlü baskıları içermeye devam etmektedir.
AGİT, 2023 Vancouver Bildirgesi’nde (Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’ya Karşı Saldırganlığının Sonuçlarının AGİT İlkelerine Bağlılık Açısından Açıklığa Kavuşturulmasına İlişkin Karar, Madde 14), Çerkesler de dahil olmak üzere Rus tahakkümü altındaki yerli ulusların süregelen baskısını açıkça tanımıştır. Bu kesintisiz baskı ve sindirme politikası, Rusya’nın emperyal yöntemlerinin farklı siyasi biçimler altında sürekliliğini açıkça göstermektedir.
Rusya Federasyonu’nda sistematik bir Ruslaştırma politikası devam etmektedir. Rusya Federasyonu, 2023 yılında Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nden çekilmiştir. Moskova’da alınan kararlarla Çerkes dilinin öğrenilmesi ve aktarılması giderek kısıtlanmıştır. Yirmi yıl önce okullarda haftada sekiz saat öğretilen Çerkesçe, kademeli olarak sadece bir saate düşürülmüştür.
Atalarının anavatanına dönmek için oturma izni arayan Çerkesler, yıllarca süren başvuru süreçlerinin Rus yetkililer tarafından rutin ve keyfi bir şekilde sonlandırılmasıyla önemli engellerle karşılaşmaktadır. Çerkes gençleri ya Ukrayna’ya karşı savaşta cepheye gönderilmekte ya da uydurma suçlamalarla hapse atılmaktadır; şu anda çok sayıda genç Çerkes gözaltındadır ve bazılarının işkence görerek öldüğüne dair raporlar bulunmaktadır. Putin döneminde birçok Çerkes aktivist evlerinden kaçırılmış ve öldürülmüştür.
Dahası, Çerkesya’nın zengin doğal kaynaklarına rağmen, Çerkeslerin ortalama geliri Rusya Federasyonu’ndaki en düşük seviyeler arasındadır; bu da daha geniş bir sistemik ayrımcılık, siyasi marjinalizasyon ve ekonomik yoksunluk modelini yansıtmaktadır.
13 Eylül 2007’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Bildirgesi, 3. Maddede yerli halkların kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu teyit eder. Bu hak gereğince, siyasi statülerini özgürce belirler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini özgürce sürdürürler.
Ancak mevcut koşullar açıkça göstermektedir ki, Batı Kafkasya’daki Çerkesya’nın yerli halkı olan Çerkesler, Rus tahakkümü altında ne güvenli ve müreffeh bir gelecek güvence altına alabilirler ne de atalarının anavatanında bir yerli halk olarak gelişimlerini gerçekleştirebilirler.
Eğer modern çağın en kapsamlı ve iyi belgelenmiş soykırımlarından biri olan Çerkes Soykırımı’nın dersleri uluslararası toplum tarafından dikkate alınmış olsaydı, belki de insanlık Holokost, Holodomor ve Srebrenitsa gibi daha sonraki soykırımları önlemek için daha donanımlı olabilirdi. Çerkeslerin başına gelenleri doğru bir şekilde tanımlamak ve kabul etmek, sadece tarihsel adalet için değil, aynı zamanda gelecekteki soykırımları önlemeye yönelik küresel çabalar için de elzemdir.
18 ve 19. yüzyıl devlet arşivlerinde kapsamlı belgelerin bulunması tek başına yeterli değildir; gerçeğin korunmasını ve gelecek nesillerin bundan ders almasını ancak resmi tanıma sağlayabilir. Çerkes soykırımını tanımak, sadece geçmişin doğru öğrenilmesini sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda güvenli bir geleceğin inşasına da katkıda bulunacaktır!
Bu nedenlerle ve tarihsel hakikat, adalet ve insan onuru adına, Litvanya Cumhuriyeti Seimas’ının aşağıdaki eylemleri değerlendirmesini saygıyla talep ediyoruz:
1. Rus İmparatorluğu’nun 18. ve 19. yüzyıllarda Batı Kafkasya’daki Çerkesya’yı işgal etmek ve Çerkes ulusunu yok etmek amacıyla yürüttüğü sistematik harekatı resmen bir soykırım eylemi olarak tanımak ve Çerkes Soykırımı’nı açıkça kınamak.
2. Çerkes ulusunun tarihi anavatanı Çerkesya’ya dönme hakkını ve uluslararası hukuka uygun olarak atalarının topraklarında kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmasını teyit etmek.
3. 1763 ve 1864 yılları arasında birbirini izleyen Rus rejimleri tarafından gerçekleştirilen Çerkes Soykırımı’nın soruşturulmasını ve Uluslararası Adalet Divanı da dahil olmak üzere ilgili uluslararası mekanizmalar ve kurumlarla angajman yoluyla uluslararası alanda tanınmasını desteklemek.
4. Varlığını, dilini, kültürünü ve kimliğini koruma mücadelesinde Çerkes halkıyla etkili ve uzun vadeli bir dayanışma içine girmek; siyasi, hukuki, akademik, kültürel, diplomatik ve ilgili tüm alanlarda onlarla işbirliği yapmak.
İlginiz ve Litvanya’nın adalete, tarihsel sorumluluğa ve ezilen halkların haklarına olan ilkeli bağlılığı için en içten şükranlarımızı sunarız. Bu konudaki liderliğiniz, tarihsel gerçeğin yeniden tesisi ve insan onurunun korunması yolunda atılmış derin bir adımı temsil edecektir.
Saygılarımızla,




